AVRUPA GEZ-GÖR ÖNE ÇIKANLAR

3 Günlük Paris Gezi Rehberi: İlk Kez Gideceklere Öneriler

Çook uzun bir aradan sonra geçtiğimiz yaz mini bir Paris seyahati yapmıştım. İyi ki yapmışım çünkü dövizin çılgınca artışından sonra, zaten hali hazırda pahalı bir şehir olan Paris’e gitmek artık biraz zor görünüyor. Kısa zamanda çok ilginç yerler keşfetmediğim için bir Paris yazısı yazmamıştım ama yine de gideceklere fikir vermesi için 3 günlük Paris önerilerimi paylaşayım dedim 🙂

Baya uzun zaman önce gittiğim için Paris’in ne kadar güzel olduğunu unutmuşum. Her bina, her sokak, her butik ve dükkan bu kadar mı zevkli ve estetik olur?! İnsanlar zaten çok hoş…Gerçekten kıskanmadan ve neden yaa! demeden duramıyor insan.

Zaman çok kısıtlı olunca çok kompakt bir gezi yapmak ve bu yüzden bir çok şeyi elemek gerekiyor. Müzeler çok fazla vakit aldığından biz zamanımızı müzelerin içinde değil, şehrin sokaklarını görerek geçirmek istedik.

3 Günlük Paris Gezi Rehberi: Paris’te Nerede Kalınır?

Özellikle zamanınız azsa tabii ki merkezi bir yerde kalmanızı öneririm. Metro ağı çok geniş olduğu için bir yerden bir yere gitmek çok kolay bu yüzden metro istasyonuna yakın, bütçenize uygun herhangi bir otel seçebilirsiniz. Biz oitheblog’un kaldığı oteli beğenip Hotel Malte’de kaldık. Hem sevimli bir otel hem de yeri çok iyi. Metroya çok yakın olmasının dışında bir çok yere yürüyerek de gidebileceğimiz bir lokasyondaydı. Zaten hayatımda hiç bir tatilde bu kadar yürümemiştim 🙂

3 Günlük Paris Gezi Rehberi: Paris’te Gezilecek Yerler

Paris’te gezilecek o kadar çok yer var ki, 3 güne sığdırmak imkansız.

Sadece Louvre Müzesi’ni gezmeye kalksanız 3 günde bitiremezsiniz. Ama dışından bile olsa görülmeye değer. Gitmişken yine de gezelim derseniz uzun bir sırayla karşılaşmaya hazır olun. Özellikle yaz ayları hınca hınç kalabalık olduğundan biletinizi mutlaka önceden online alın. Şu link işinize yarayacaktır: Ticket Louvre

View this post on Instagram

Louvre müzesi 3 kanattan oluşuyor ve tamamını gezmek için bir kaç gün lazım. Bizim zamanımız az olduğu için müzenin içini gezemeyip, dışından görebildik ve tabi ki turist fotosu çektik☺️ 📝Müze o kadar büyük ki gitmeden önce hangi kültür ve medeniyet ilginizi çekiyor bakın ve direkt o bölüme gidin derim. ⏰Louvre müzesi bazı günler akşam geç saate kadar açık (çarş-cum 21.45). Son duruma sitesinden bakarsınız. 💻 Biletinizi mutlaka online alın, kapıda çılgınca sıra beklemeyin 😉 . . . . . . . . #paris #parisienne #picoftheday #photooftheday #seyahat #thisisparis #goopgo #iamtb #all_shots #denemenlazim #anıyakala #cokgezenlerkulubu #love #france #travel #travelgram #travelling #travelphotography #instatravel #instagood #theurbanmelody #theurbanmelodyparis #iyihisset #geziolog #sheisnotlost

A post shared by The Urban Melody (@the_urbanmelody) on

Notre Dame Katedrali Paris’in en meşhur simgelerinden biri. Uzun zaman önce görme fırsatım olmuştu, bu sefer zaman az olduğu için gidemedim. Eğer daha önce görmediyseniz mutlaka vakit ayırın derim. Acayip bir gotik yapı, insan o kadar zaman önce nasıl böyle bir şey yapılmış ve şimdiye kadar korunmuş şok geçiriyor.

Eiffel Kulesi’ni saymaya gerek yok, Paris’e gitmişken tabi ki ucundan kıyısından bir şekilde Eiffel’i göreceksiniz. Bana sorarsanız üstüne çıkmaya gerek yok. Onun yerine Eiffel’in kendisini de manzanın içinde görmek daha güzel oluyor. Bunun için Tour Montparnasse binasına çıkmanızı öneririm.

Montmartre Tepesi nam-ı diğer ressamlar tepesi. Paris’in en turistik lokasyonlarından biri olsa da bence müthiş bir yer. Paris’e bilmem kaçıncı gidişinizse belki tekrar buraya çıkmak yerine daha lokal gibi takılacağınız yerleri keşfedebilirsiniz. Ama ilk defa ya da benim gibi yıllar sonra tekrar gidiyorsanız mutlaka gezmeye değer. Ablam ve benim gibi enayilik yapmayın fünikülerle çıkın 🙂 Allah’ın 38 derecesinde sapık gibi merdivenleri ve yokuşu tırmanmak zorunda kalmayın 🙂 Füniküleri biz bulamamıştık, meğer Anvers metro durağından çıkıp Place Saint Pierre’e doğru yürümek gerekiyormuş. Biz nerede yanlış yaptık bilmiyorum!

View this post on Instagram

Merhaba haftasonu 😎

A post shared by The Urban Melody (@the_urbanmelody) on

Neyse yine de çıktığımıza değdi çünkü Ceren medeniyette yaşıyor ama özellikle benim açımdan özlediğimiz tarzda hareketler var. Sokak müzisyenleri, ressamlar, bir çok sanatçı bir arada. Ayrıca küçük küçük çok sevimli cafeler, dondurmacılar, krepçiler, kitapçılar da var.

Bu arada meşhur Sacre Coeur Bazilikası da burada yer alıyor. Bazilikayı gezmek ücretsiz ama en üstüne çıkmak için belli bir ücreti varmış. Eğer yılbaşı için Paris’e gidecekseniz, burada gerçekleşecek Noel etkinlikleri enteresan olabilir. Bu linkten bakabilirsiniz: Eğer bizim gibi yaz aylarında giderseniz de önündeki merdivenler hem dinlemek için hem de Eiffel’i başka bir açıdan görmek için ideal.

Geldiğiniz yoldan değil de Boulevard de Clichy üzerinden aşağı inerseniz Moulin Rouge’u göreceksiniz. Pek hoş bir mahalle değil, Moulin Rouge’un da filmdekiyle pek alakası yok diyorlar o yüzden dibine kadar gitmişken dışarıdan görmek yeterli bence.

Opera Meydanı, Concorde Meydanı, Arc de Triomphe (Zafer Takı) görülmesi gereken yerlerden. Zaten deli gibi yürüyeceğinizi varsayarak buraları mutlaka görürsünüz diye düşünüyorum. Champs Elysees’nin bir ucu Concorde Meydanı diğer ucu Zafer Takı. Biz caddeyi gezmedik, ama bir şekilde iki tarafından da geçmiş olduk.

Alışveriş yapacaksanız Rue Saint Honore’ye mutlaka gidin. Çok tatlı butikler var, vitrinleri gördükçe Fransız kadınların nasıl bu kadar şık olduğunu daha iyi anladım 🙂

Bu arada şık demişken kimse fazla zorlama ve kasıntı değil, gerçekten doğallar ve çok güzeller. En dikkatimi çeken durum İstanbul’da, Berlin’de, Londra’da olduğu gibi spor ayakkabı olayı burada pek tutmamış sanırım. Ya da ben pek görmedim belki de ama genellikle kadınlar kısa da olsa topuklu ayakkabı giyiyorlar. Bir de yeri gelmişken, bilenler için çok klişe olacak fakat gitmeyenlere tavsiyem alışveriş yapmayacak da olsanız Lafeyette binasına mutlaka girin, kubbesindeki vitraylar inanılmaz!

View this post on Instagram

French Style ❤️

A post shared by The Urban Melody (@the_urbanmelody) on

14 Temmuz Fransa Bastil Günü

Bu arada bu kadar yürümemizin asıl sebebi Bastil Günü’ne denk gelmemiz oldu. Her sene 14 Temmuz’da kutlanıyor. Tüm dükkanlar, mağazalar kapalı. Hadi mağazayla pek işimiz yok zaten de metro ve otobüsler ve bir çok yol da kapalıydı. Yani deli dana gibi yürümekten başka çare kalmadı! Eğer siz de aynı güne denk gelirseniz, akşam hava fişek gösterisini mutlaka izleyin. Bildiğiniz havai fişek ama yine de Sein Nehri boyunca bir sürü insanla birlikte yürümek, parklarda gösteriyi izlemek için toplananlarla beraber müzik dinleyip şarap içmek çok eğlenceli.

Paris Gezi Rehberi: Paris’te Yeme-İçme

Fransız yemeklerini pek sevmedim ama cafelerin tipi, dekorasyonu ve atmosferi gerçekten çok iyi, insan kendini filmin içinde gibi hissediyor. Tabii ki dünya mutfağı var ama menülerde genelde ağır soslar, tereyağı ya da tuhaf tuhaf hayvanlar var (tavşan bence yeterince tuhaf).

Paris’in pahalı olduğundan en başta bahsetmiştim. Örnek vermek gerekirse, standart bir yerde makarna ve 2 kadeh şarap 30 Euro. Laduree’de çay 3-4 Euro gibi bir şeydi. 3 yazınca baya da düşükmüş gibi geldi aslında ama TL’ye çevirince bi çaya 20 TL mi verilir diye düşünmüştüm 🙂

Restaurant Derriére : Hem oldukça merkezi hem de çılgınca turistik bir mekan değil. Hatta biz gittiğimizde bizden başka turist yoktu sanırım. Sokak arasında kalıyor ve büyük bir tabelası yok. Dar bir sokağa girip kapıdan geçince karşınıza çok tatlı bir avlu çıkacak. Eğer hava güzelse dışarıda oturmak çok keyifli ama içerinin dekorasyonu da bir o kadar güzel. Yemekleri gayet başarılı, biz öğlen yemeği için gittik, akşam yemeği için veya bir şeyler içmek için de gidilebilir.

Bu restoranın en önemli özelliği ise üst katı, baya değişik bir dekorasyonu var. En ilginç kısmı ise üst kattaki koridorda gördüğünüz dolabın kapağını açınca göreceksiniz 🙂 Dolap kapağını açın ve içine girin, karşınıza yeni bir gizli oda çıkacak. the_urbanmelody instagram hesabında Paris hikayelerinde restoran turumu görebilirsiniz 🙂

Le Consulat: Montmartre’a gittiğiniz gün bu cafenin önünden mutlaka geçeceksiniz. Bir kahve için uğranabilir ya da sırf foto çekip devam edersiniz. Burası Picasso’nun, Van Gogh’un, Monet’nin uğrak mekanıymış. Onların takıldığı cafenin önünde durmak bile çok acayip değil mi?

Pierre Herme: Macaron ülkesi Paris’e gelmişken mutlaka aklınızda Laduree’ye gitmek vardır. Laduree’nin yanı sıra hatta ondan daha da iyisi Pierre Herme. Mutlaka deneyin. Bu arada Laduree’yi de kötülemiyorum tabi ki sırf görüntüsü bile aşırı iyi. Rengarenk, çeşit çeşit macaronlarla dolu vitrin Hansel&Gratel’in evine benziyor! Tam bir şeker bombası olduğu için bir iki tane yiyip uzaklaşın 🙂

Daroco: Pizzaları müthiş görünüyor ama bizim gittiğimiz saatte pizza servisi bitmişti (Bastille günü öğlen gittik). Ama sandviçleri de baya başarılı.  Rue Vivienne tarafındayken acıkırsanız aklınızda olsun, oldukça başarılı bir mekan.

Angelina: Çok müthiş bir yer sakın gitmeden dönmeyin ve mutlaka burada bir kahvaltı yapın. Tipik bir Fransız restoranı, çok şık ve zevkli. Kruvasanları görünce insanın gözü dönüyor ama tatlıları da inanılmaz olduğu için müthiş omletlerinden yiyip zararlı kısmı tatlıya ayırın bence 🙂

Cafe De Flore: Buraya gitmeyeni dövüyorlarmış! Paris’in en meşhur cafesi. Angelina kadar şıkır şıkır olmasa da yine tipik bir Fransız cafesi. Saint Germain’de bütün cafeler yan yana dizilmiş, tam otur gelen geçeni izle yeri, çok keyifli 🙂 Cafe de Flore’de açıkçası kahvaltıyı çok beğenmedim ama yine de mekan çok tatlı, çok güzel bir caddede ve Paris’in simgelerinden biri olduğu için gitmeye değer. Bir de zamanında Jean Paul Sartre’ın bu cafe’ye sık sık gitmiş olması da tabi ki buraya mutlaka uğramak için bir neden.

Cafe Des Deux Moulins: Cafe De Flore’nin hemen yanında Amelie’nin çalıştığı cafe.

Kısa Kısa Notlar

Bir çok yeri detay detay gezmeye vaktimiz olmasa da çılgınca yürürken önünden geçtiğimiz ve önemli olan yerlerden bazıları:

Grand Palas; taa 1900 yılında bu görkemli, koskoca sanat eseri bina sergi ve fuar alanı olarak yapılmış.

Invalides; içinde hastane, kilise, müze gibi alanlarıyla birlikte en önemlisi Napolyon’un mezarı bulanan sarı kubbeli bina.

Pera Lachaise Mezarlığı; tatile gidip mezarlık gezmek biraz alakasız olabilir tabi ama Jim Morrison, Frederic Chopin, Edith Piaf, Oscar Wilde gibi isimlerin mezarı burada bulunuyor. Ayrıca Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya da buradaymış.  Bu arada bunları yakından gezmeye gidemezseniz yukarıda bahsettiğim Tour Montparnasse’e çıkarsanız hepsini tepeden görebilirsiniz.

Metro biletinizi sakın atmayın, ara ara çıkışta kontrol ediyorlar ve biletinizi bastıysanız bile yanınızda değilse acayip ceza kesiyorlar = 50 Euro.

Gece Hayatı:  Biz çılgınca yürüdüğümüz için gece çıkmaya pek enerjimiz kalmadı ama siz de barları es geçseniz de Paris’i gece görmek isterseniz mutlaka Sein Nehri kenarında biraz yürüyün. Özellikle yazın gittiyseniz çok keyifli bir ortam oluyor. Eğer çıkmaya zaman ve enerji kaldıysa araştırdığımda ilgimi çeken bir kaç bar şunlar olmuştu:

Lavomatic: Eğer gizli saklı barları keşfetmeyi seviyorsanız burayı sevebilirsiniz. Ayrıca kokteylleri ve şaraplarıyla ön plana çıkıyormuş.

Lulu White: Pigalle bölgesinde yer alan Lulu White New Orleans temalı bir barmış. Yine kokteylleri oldukça meşhur, vaktim olsa burayı denemek isterdim.

Tiger: Tropik konseptli bir mekan. Bir sürü kokteyl seçeneğiyle birlikte özellikle ginciler için müthiş tercih olabilir.

Little Red Door: Yaratıcı menüsüyle dikkat çeken mekanın menüsü bir kaç ayda bir yenileniyormuş ve son 6 yılda 5 kez Dünyanın En İyi Barları listesine girmeyi başarmış.

Bunların dışında daha bir çok kulüp ve bar sizleri bekliyor. Ayrıca  Versay, Orsay Müzesi, Rodin Müzesi, Jardin de Luxembourg, Tuileries Garden gibi bir sürü bir sürü gezecek yer var ama artık umarım bir başka bahara.

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: MUHTEŞEM DOĞASIYLA BİR HALLSTATT GEZİ REHBERİ DE BİZDEN!

 

Kapak Foto  Léonard Cotte

 

 

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up