AFRİKA GEZ-GÖR

Kızıl Ülke Ürdün’de 1 Ay

Ürdün’e gidişim bir permakültür stajı içindi, Geoff Lawton’ın Çölü Yeşillendirme projesi için 1 ayımı orada geçirecektim. İtiraf etmem gerekirse aklımda bir çok soru ile Ürdün’e gittim ve düşündüğümden bambaşka bir ülke ile karşılaştım. Öncelikle Ürdün büyülü, biraz mistik bir ülke, çünkü bulunduğu coğrafya tarihe bence hala yön veren, kutsal kitaplarda geçen bir çok olaya ev sahipliği yapmış yerlerle dolu.  Kaldığım yer olan Al Jawfa’dan her akşam güneşin batışını Ölü Deniz’e (Lut Gölü) ve Kudüs’e bakarak izledim. Al Jawfa’daki evlerin yönü Kudüs’e doğru çünkü burası ağırlıklı Filistinlilerin yaşadığı bir bölge ve ana vatanlarına her gece mavi ışık yakarak selam veriyorlar.

Burada bir ek bilgi vermem gerekiyor, Ürdün nüfusunun yaklaşık %60’ını Filistinliler oluşuyor. İsrail ve Filistin arasındaki sorunlardan dolayı özellikle 1940’larda yoğun olarak göç almış.  Al JAwfa’dan İsrail ve Filistin arabayla sadece 20 dakika, oldukça yakın. Akşamları sınırdaki güvenlik bölgesinin ışıklarını çok net görebiliyorduk. Kudüs’ü ziyaret etmek isteyenler genelde Al Jawfa üzerinden kiraladıkları araçlarla geçiş yapıyorlar.

Dünyanın En Alçak Yeri, Ölü Deniz

Haftasonu yaptığımız gezilerimize en yakın bölge olan Ölü Deniz’den başladık. Ölü Deniz, deniz seviyesinin 400 metre altında ve dünyanın en alçak yeri. Bu nedenle hava her zaman sıcak, 1 saatlik uzaklıktaki Amman’da yağmur yağsa bile Ölü Deniz’de bir şey olmuyor. Ölü Deniz bizim Tuz Gölü gibi bir yer ama çok daha büyüğü.

Etrafında bir çok lüks otel var. Bu otellerin kıyısından Ölü Deniz’e girilebiliyor. Biz girmeyi denedik, suda kesinlikle yüzülmüyor çünkü aşırı tuzdan dolayı kaldırma kuvveti sizin yüzmenizi engelliyor. Bu nedenle sırt üstü yatarak sadece duruyorsunuz. Ben bu suya sadece 3 dakika dayanabildim, çünkü bacaklarım, kollarım projede çalışırken çizildiğinden her yerim tuzdan yandı. Ama, yüzüme ve vücuduma oradaki şifalı killi çamurdan sürmeyi ihmal etmedim. Ölü Deniz’deki günümüzü tarihte buraların nelere şahitlik ettiğini düşünerek ve güneşin batışını izleyerek bitirdik.

Mozaik Cenneti Madaba

Ertesi gün çok merak ettiğimiz Madaba’ya gittik. Burası Amman’a yaklaşık 40 dakika mesafede, ağırlıklı Hristiyanların yaşadığı bir şehir. Buranın önemi tarihteki en eski coğrafi mozaik yer haritasına ev sahipliği yapıyor olması, geçmişi milattan önce 6. yüzyıla dayanıyor. Kudüs’ün ve Orta Doğu’nun önemli noktalarına bu haritada yer verilmiş. Bu haritayı Saint George kilisesinde görebilirsiniz. Saint George kilisesinden sonra şehrin diğer noktalarındaki mozaiklere de bir bakın derim, oldukça etkileyiciler.

 

Bizim için Madaba’nın en güzel yanlarından biri Haret Jdoudna Restaurant’ı bulmak ve masayı Ürdün mezeleri ile donatmak oldu. Gerçi biz meze diyoruz ama humus ve babagannuş onların sürekli yediği bir yemek.

Dünyanın Yeni Yedi Harikasından Biri: Petra

Sonraki günlerimizde hayatımda görebileceğim en güzel yerlerden birine doğru yola koyulduk; Petra ve Wadi Rum. İlk durağımız Petra oldu. Petra Nebatiler’den kalma antik bir şehir, geçmişi milattan önce 312’e kadar gidiyor, UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’nde ve Dünyanın Yeni Yedi harikası listesinde yer almakta.

 

Biz Petra’yı Nebatiler zamanındaki haliyle hayal edip kimse yokken gezmek istedik, bu yüzden sabah 5:30’da kapıdaydık. Siq Yolu’nda geçip Al Khazneh tapınağına ulaştığımızda nefesimiz kesildi. Gerçekten kendimizi bir film setinde hissettik ki başta Indiana Jones olmak üzere bir çok film setine mekan olmuş bir yer burası. Neyi kastettiğimi merak ediyorsanız Indiana Jones and the Last Crusade’in final sahnesine bir bakın. Bu arada aynı filmde İskenderun’da  çekilmiş olan Türkiye’den de bir sahne var.

Petra’da beni en çok etkileyen ikinci yapı ise 850 basamak çıkıp yaklaşık 1 saatlik bir yol sonrası vardığımız Al Deir Manastır’ı oldu. Burası oldukça yüksek bir bölgede olduğundan Nabatilerin nasıl yaptıklarına dair oldukça şaşırdık. Manastırın olduğu bölgeden çöl manzarası ise inanılmaz. Biz bu yorucu yolculuk sonucu bitap düştüğümüzden tepede yaptığımız kahvaltı ve lezzetli nane yapraklı çay ile kendimizi ödüllendirdik.

Ridley Scott’ın Marslı filminin çekildiği yer: Wadi Rum

Petra’dan öğleden sonra ayrılıp, Wadi Rum’a doğru yola koyulduk. Wadi Rum, Petra’ya 40 dakika uzaklıkta, bu nedenle bu iki yer beraber planlanabilir. Wadi Rum’a vardığımızda gözlerimize inanamadık. Ben şahsen kendimi Mars’ta hissettim ki Ridley Scott’ın Marslı filmi burada çekilmiş. Yani, bu gezi tam bir Hollywood stüdyoları gezisi oldu.

Burası tamamen uçsuz bucaksız kırmızı bir çöl. İlk yaptığımız iş varır varmaz güneşin batışını izlemek oldu, büyülendik. Güneşi batırdıktan sonra Arap göçebelerin yaşadığı Bedevi çadırlarından birinde konakladık. Wadi Rum’daki tek konaklama seçeneği bu oluyor, kesinlikle denemelisiniz. Gece uyumadan önce kendimizi kumlara attık ve bir yıldız kayması için beklemeye koyulduk, kaydı ve içimiz rahat etti.  Ertesi gün jeep safari ile çölü yaklaşık 3 saat gezik. Arabistanlı Lawrence’ın evi de Wadi Rum’da yer almakta. Kendisi uzun yıllar vadide yaşamış, Osmanlı ve Arap siyasi ilişkilerine oldukça etkisi olmuş bir asker.

Amman’ın Şehir Hayatı

Ürdün’de son haftasonumuzu Amman’a ayırdık. Amman’daki gezimiz pek tarih odaklı değildi daha çok şehir hayatını merak ettik. Burada Rainbow Street oldukça modern, tasarım mağazalarının, kahve dükkanlarının, galerilerin olduğu bir bölge. Al Weibdeh Bölgesi’nde ise bir çok mekan Amman Design Week’e hazırlanıyordu.

Türkiye’deki slow food, çiğ beslenme veya kollektif üretim gibi yeme içme trenlerinin burada da olduğunu gördük. En çok beğendiğimiz mekanlardan biri Jadal Cafe oldu. Burası aynı zamanda bir kültürel etkinlik mekanı, üst tarafında bir permakültür bahçesi de var. Burayı yapanlar Greening the Camps diye bir sivil toplum grubu, Ürdün’deki Filistin mülteci kamplarına benzer permakültür bahçeleri yapıyorlar.

Amman’a gelmişken falafel yemeden dönmek olmaz. Meşhur Hashem Restoran’da falafelimizi yedik. Burada falafel humus, babagannuş ve salata ile servis ediliyor.  Üstüne bir de Habibah’da künefe yedik. Burada künefe 2 çeşit, kadayıflı ve irmikli. Biz irmikli denedik bu daha hafif ve şerbetsiz olduğu için daha lezzetli geldi.

 

Amman’daki son gecemizi kaldığımız otelin çatısından Roma Tiyatrosu’na bakarak geçirdik ve ertesi gün Al Jawfa’ya geri döndük.

Bence Ürdün kesinlike ölmeden önce görülmesi gereken yerlerden biri, özellikle Wadi Rum ve Petra. Sadece buralar için bile 3-4 günlüğüne gidilebilir.  Biz gezerken hiç Türkiye’den birilerine rastlamadık, tüm dünya oradayken:) Anladığım kadarıyla bizlerin ilk tatil destinasyonları arasında değil.

Çoğu kişinin güvenlik endişesi olduğunu tahmin ediyorum ama Türkiye’den daha güvenli bir ülke olduğunu söyleyebilirim. Bunun  yanı sıra vize gerekmiyor ve ulaşım kolay. Akabe’ye Turkish Airlines’ın direk uçuşları var. Akabe’den Wadi Rum ve Petra araba ile 1 saat sürmekte.

Ulaşım:

Ürdün’de toplu taşıma kullanma fırsatımız olmadı. Araç kiraladık, özel şöfor kullandık. Ama en uygunu ve rahatı Careem app üzerinden bir araç bulmak. Careem, Orta Doğu’nun Uber’i, Dubai’de de çok kullanılıyor. Taksiyle 1 saat süren yola 31 JD ödemişken Careem ile aynı mesafeye 12 JD ödedik. Bu nedenle kesinlikle Careem tavsiye ederim. Careem yanında Uber de ulaşımda sık kullanılıyor.

Maliyet:

Ürdün pahalı bir ülke. 1 JD 5.15 TL’e denk geliyor. Bu nedenle ulaşım yeme içme Türkiye’den daha pahalı, ama yine de her bütçeye göre konaklama ve yeme seçenekleri bulmak mümkün. Biz Wadi Rum’da kişi başı konaklama, sabah kahvaltısı, akşam yemeği ve çölde gezi için 45 JD ödedik. Petra’ya giriş pahalı, 50 JD ama Jordan Pass alırsanız online olarak gitmeden önce, tek pass ile farklı farklı yerleri gezebilirsiniz, daha ekonomik olur.

ÖlüDeniz

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: MUHTEŞEM DOĞASIYLA BİR HALLSTATT GEZİ REHBERİ DE BİZDEN!

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up