HAYAL ET ÖNE ÇIKANLAR SEYAHAT YURTDIŞI GÜNLÜKLERİ & GEZGİNLER

Yurt Dışı Günlükleri: Kopenhag’da Erasmus Öğrencisi Olmak

Yurt dışında öğrenci olmanın yollarını arayanlar buraya! Bugün yurt dışı günlüklerinde işten değil, eğitimden konuşacağız. Erasmus eğitim programıyla 10 aydır Kopenhag’da yaşayan sevgili Ebru beni kırmadı ve ıncık cıncık tüm sorularımı yanıtladı:) Ebru’nun cevaplarını okudukça zaten çok merak ettiğim Kopenhag’ı daha da merak ettim!

Ebru Merhaba, öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?

Merhabalar, ben 22 yaşında Bilgi Üniversitesi Pazarlama bölümü öğrencisiyim. Şu anda da 3. sınıfımı Copenhagen Business School’da değişim öğrencisi olarak bitirmek üzereyim.

Ne kadar zamandır Kopenhag’ta yaşıyorsun? Daha ne kadar burada kalacaksın?

Kışı çok uzun olmakla birlikte her mevsimi yaşayacak kadar uzun kaldım Kopenhag’ta diyebiliriz 🙂  2017 Ağustos ayında geldim, yani yaklaşık 10 aydır burada yaşıyorum ve maalesef bu yazıyı buradaki son birkaç günümde yazıyorum.

Erasmus programından biraz bahseder misin? Ülke ve okullar nasıl belirleniyor? Herkes gidebiliyor mu?

Erasmus programı, Avrupa’da birbirleri ile anlaşmalı birçok üniversitenin karşılıklı olarak bir veya iki dönem öğrenci değiştirdiği bir değişim programı. Bu programın en büyük avantajı gideceğiniz okula herhangi bir ücret ödemeniz gerekmemesi ve Erasmus programı kapsamında bir miktar hibe alma imkanınızın olması.

Bildiğim kadarıyla Türkiye’de hemen hemen her üniversitedeki öğrenciler, not ortalaması yeterli olduğu takdirde bu programdan yararlanabilir. Seçim sürecinde önce okulunuzun dil sınavına girmeniz gerekiyor. Bu sınavda aldığınız puan genel not ortalamanızla birleştiriliyor ve okulunuzda Erasmus’a gitmek isteyen öğrencilerden oluşan bir liste hazırlanıyor.

Listedeki sıralamanızı da göz önüne alarak, okulunuzun anlaşmalı olduğu okulları değerlendirip seçim yapıyorsunuz. Gideceğiniz ülke, okulların listesi her üniversiteye ve bölüme göre farklılık gösteriyor. Kendi okulunuzun ve bölümünüzün anlaşması olduğu okullar arasından seçim yapabilirsiniz. Ve son olarak yine listedeki sıralamanıza ve gideceğiniz ülkeye göre hibenizi alabilirsiniz. Birçok evrak işi olduğu için başvuru süreci biraz stresli ve yorucu geçebilir ama sonucunda bütün emeklerinize değecek bir değişim süreci yaşayacaksınız 🙂

Kopenhag’ı tercih etme sebebin neydi?

Türk öğrenciler için popüler bir şehir değil Kopenhag. Danimarka deyince akla gelen ilk düşünce çok soğuk olması. Bu nedenle tercih süreci pek de kolay olmadı benim için. Ancak 3 sene önceki Oslo-Stockholm gezimde gördüm ki ne kadar Avrupa olsa da, İskandinavya ülkeleri diğer Avrupa ülkelerine kıyasla tamamen farklı kültüre ve yaşam şartlarına sahip.

Norveç ve İsveç’te deneyimlediğim sakinlik, rahatlık ve aşırı sevecen, saygılı insanlar bu kararı vermemde çok yardımcı oldu. Ve tabi ki dünyanın en mutlu insanları Danimarkalılar klişesi (klişe dediğime bakmayın buraya geldikten sonra bu düşüncenin tamamen doğru olduğunu gördüm) burayı seçmemdeki ayrı bir etkendi. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birinde 10 ay boyunca yaşama imkanı çok cazipti. Bütün bu etkenleri göz önüne alınca, kuzey ülkesi soğuğuna rağmen gözümü karartıp tercihimi Kopenhag’tan yana kullandım ve verdiğim en doğru kararlardan biri oldu.

Danimarka çok pahalı bir ülke, burada öğrenci olmak nasıl? 🙂 Senin gibi bir sürü yabancı öğrenci olmalı…Nasıl bir ortam var?

Danimarka’nın Türk öğrenciler için çok popüler olmamasının sebeplerinden biri de aslında dediğiniz gibi çok pahalı olması olabilir. Baştan uyarmakta fayda var; her ne kadar Erasmus hibesi alsanız da, Kopenhag’taki harcamalarınızın yanında hibenin çok da yardımı olmadığını göreceksiniz. Bu nedenle tercih yapmadan önce kendinizi Danimarka fiyatlarına hazırlamalısınız. Ancak her ne kadar pahalı olsa da öğrenci her yerde öğrencidir deyip, bütçenizi düşük tutma imkanınız burada da var.

Harcamalarınızı azaltmanın en etkili yollarından ilki evde yemek yapmak. İkincisi ise toplu taşıma yerine bisiklet kullanmak. Bir başka bütçe dostu uygulama da Foodsharing. Danimarkalılar geri dönüşüm ve yiyecek artığı konusunda aşırı hassaslar. Foodsharing denilen uygulama sayesinde, marketlerde veya restoranlarda kullanılmayan yiyecekler gönüllüler tarafından toplanıyor ve her hafta belirli yerlerde insanların gelip istediği meyveyi sebzeyi ücretsiz alacağı bir ortam sunuyor.

Atık dediğime bakmayın, Foodsharing’de bulabileceğiniz her şey markette alacağınız ile hemen hemen aynı. İlk başta sadece öğrencilerin veya ihtiyacı olanların gittiği bir etkinlik zannetsem de gittiğimde gördüm ki öğrencilerden, hali vakti yerinde teyzelere amcalara kadar herkes sırada ücretsiz meyve sebze için bekliyor ve etkinliğin tek amacı yiyecek artığını engellemek. Bu ve bunun gibi birçok fırsat var şehirde, biraz araştırmacı olursanız bütçenize yardımcı olacak farklı yollar bulabilirsiniz.

Sorunun ikinci kısmı içinse evet birçok yabancı öğrenci var şehirde. Benim okuduğum okula her sene 1200 değişim öğrencisi geliyor ve değişimlerin dışında tam zamanlı birçok yabancı öğrenci var. Buradaki eğitimin üst düzey, üniversitelerin ücretsiz olması ve eğer AB vatandaşı iseniz devletten öğrencilere karşılıksız burs imkanı ile yabancı öğrenciler tarafından çok tercih edilen bir üniversite CBS.

Okulun uluslararası departmanı da yabancı öğrencileri buluşturma ve kaynaştırma konusunda gayet başarılı. En küçük sorununuzdan, en önemli resmi işlerinize kadar her şeyde yardımcı olan bir okul.

Şehirde öğrenci hayatı iki uçta yaşanıyor. Herkes çok çalışkan ve herkes çok eğleniyor. Ben Erasmus’a gideyim, dersleri kolay kolay geçip sadece gezip eğleneyim diyorsanız Kopenhag pek de size uygun bir seçenek değil derim.

Buradaki herkes derslerle çok ilgili, herkes öğrenmeye istekli. Okul kütüphanesi her zaman bir şeyler okuyan, proje yapan sınava hazırlanan öğrencilerle dolu. Kütüphaneyi en kalabalık gördüğüm günün bir Pazar sabahı olması her şeyi açıklıyor sanırım 🙂

Derslerden bahsettikten sonra sıra geldi öğrencilerin nasıl eğlendiğine. Bütün gün ders çalışan öğrenciler aynı zamanda eğlenmeyi de çok iyi biliyorlar. Üniversite binasının içinde bir bar bulunuyor olması bunun en güzel örneği. Danimarka’da sokaklarda, okullarda içki içmek serbest. Çok da abartmamak şartıyla ders arasında cafe Nexus’a gidip arkadaşlarınızla bir bira içmek okuldaki her öğrencinin ritüeli.

Perşembe akşamları ise bütün okul bir club’a dönüştürülüyor ve dj eşliğinde okul binasında parti veriliyor. Sabah derse girdiğiniz koridorlarda beer pong oynamak çok değişik ve eğlenceli bir deneyim. Bunların dışında eğer dışarı eğlenmeye çıkılacaksa, kesinlikle öncesinde bir Pre-drink yapılıyor. Çok pahalı bir şehir olması sebebiyle clublarda alkol almak pek tercih edilmiyor. Dışarı çıkmadan önce süpermarketlerden içkinizi alıp bir yurtta veya birinin evinde çeşitli oyunlar oynanıyor. Pre-drink burada herkesin gerçekleştirdiği önemli bir gelenek ve yine bütçenize yardımcı olacak bir diğer öneri 🙂

Nerede kalıyorsun? Öğrenci yurdu, ev? Erasmus’la gitmeyi düşünenler için biraz kalacak yer konusundan bahseder misin?

Buranın yerlisi bile olunsa Kopenhag’ta kalacak yer bulmak çok zorlu ve stresli bir süreç. İlk dönemde, değişim öğrenci sayısının yarısı kadar yurt odası olduğu için yurtta yer bulma şansım olmadı. Ancak okul bu konuda çok etkin ve yardımcı olduğu için okul ilanlarının aracılığıyla ilk 4.5 aylık dönemimde evde yaşadım. İkinci dönem ise yurda geçme şansım oldu.

Özel odada mutfak ve banyolu ya da mutfağı ve banyoyu paylaştığınız farklı yurt tercihleri mevcut. Fiyatlardan hiç bahsetmeye gerek yok, tahmin edildiği gibi yurt da ev de pahalı. Evde ve yurtta olmanın farklı avantajları var. Evde tek başıma kalmak tabi ki büyük rahatlıktı ancak yurtta öğrencilerle iç içe olmak arkadaş edinmek açısından önemli ve yurtlar konum açısından okula çok yakın. Kopenhag’a gelmeyi düşünüp yurt bulamayanların okuldan yardım almasını tavsiye ederim, her yerde olduğu gibi burada da internetten birçok sahte ilanla karşılaşabiliyorsunuz çünkü.

Sence Kopenhag’ta yaşamanın en güzel tarafları neler?

Burada geçirdiğim 10 aydan sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki Kopenhag dünyadaki en yaşanılası şehirlerden biri. Küçük ve az nüfuslu bir şehir olmasına rağmen her zaman yapacak bir şey bulunabiliyor şehirde. Benim için burada yaşamanın en güzel taraflarından biri günlük yaşamımda bisikleti araç olarak kullanabilmek oldu. İstanbul gibi kalabalık ve trafiği bol bir şehirden gelip buradaki bisikletleri görünce yaşadığım şok ve mutluluk anlatılmaz. Kopenhag’ta yaşamanın en güzel en rahat taraflarından biri ulaşımın kolaylığı, bir bisikletiniz olduğu takdirde şehir içinde gitmek istediğiniz her yer yaklaşık 15-20 dakika mesafede. Yani hiçbir yere gitmeye üşenmiyorsunuz burada 🙂

Bunun dışında renkli evlerle dolu bu şehir hangi sokağına giderseniz gidin sizi çok güzel bir manzarayla karşılıyor. Bisikletimi alıp rastgele sokaklara girip karşılaştığım şahane manzaralar, burada yaşamanın ayrı bir güzel tarafı oldu benim için. Mimarisi, kanalları, köprüleri ve renkli evleriyle estetik zevkinize hitap ediyor.

Ve tabi ki parklar… Kopenhag küçük bir şehir olmasına rağmen içinde büyüklü küçüklü birçok park barındırıyor. Şehrin neresinde oturursanız oturun yaklaşık 10 dakika yürüme mesafesinde bir parka ulaşabiliyorsunuz. Havanın güzel olduğu zamanlarda dışarıda vakit geçirebileceğiniz birçok imkanınız oluyor. Buradaki insanlar güzel havanın kıymetini çok iyi bildiği için güneşli bir günde dışarı çıktığınızda parklarda piknik yapan, kanal kenarlarında oturup arkadaşlarıyla vakit geçiren, kanallarda kayak yapıp tekne kiralayan birçok insan göreceksinizdir.

Buradaki onuncu ayımda bile her gün yeni bir güzellğini keşfettiğim şehirde yaşamanın güzel yanları sıralamakla bitmez. Bütün bu olanaklar göz önüne aldığında yaşamak için harika bir yer Kopenhag.

Yabancı olduğun için dışlandığın oluyor mu? Güzelliklerinin dışında Danimarkalılar nasıl insanlar? 🙂

Kültür olarak çok farklı bir yere gelmiş olsam da ilk günden beri hiç yabancılık çekmedim burada. Önceden bahsettiğim gibi gittiğim okulda uluslararası öğrenci oranı çok fazla ve şehirde de çok yabancı var. Zorluk yaşamamanın en büyük nedeni herkesin İngilizce konuşabiliyor olması. Marketlerden kafelere ya da belediye binalarına kadar nereye giderseniz gidin danca bilmediğinizi fark eder etmez herkes İngilizce konuşmaya başlıyor ve iletişim konusunda hiç sıkıntı yaşamıyorsunuz.

Danimarkalılara gelince (güzelliklerinden bahsetmeye gerek yok sanırım :)) turist olarak gelip burada 3-4 gün kaldığınızda soğuk insan imajı yaratabilirler sizin gözünüzde. Herkes kendi halinde, kendi yakın aile ve arkadaş çemberinde ilişkisini sürdürüyor, dışarıyla pek ilgilendikleri söylenemez. Ancak kabuklarını kırıp iletişim kurmaya başladığınızda ve arkadaş olduğunuzda ne kadar eğlenceli, kültürlü ve saygılı insanlar olduklarını görüyorsunuz.

Benim için Danlarla yakınlık kurmanın yollarından biri onlarla ortak bir amaç için vakit geçirebiliceğim bir ortam yaratmaktı. Buna örnek olarak okul projelerinde hep Danlarla birlikte olmaya çalıştım. Aynı projede çalışıyorsanız ya da aynı kulüpte yer alıyorsanız o zaman içlerine karışıp onları gerçekten tanıma imkanınız oluyor. Zaten bir kere o kabuğu kırdıktan sonra çok yakın arkadaşlıklar kurup birlikte eğlenmeniz kaçınılmaz.

Buradaki ikinci dönemimde, ilk dönem tanıştığım arkadaşlarımın büyük bir bölümü evlerine döndükleri için yeni insanlarla tanışıp Danların arasına karışmak amacıyla okulda Exchange Crew denilen bir takıma girdim. Okul bünyesinde bir grup öğrenci, yeni gelen değişim öğrencileri için her dönemin başında 2 haftalık bir program hazırlıyor.

Yeni öğrencilerin ortama alışıp diğer yabancı öğrencilerle kaynaşması için hazırlanan bu programda, bowling gecelerinden sinema gecelerine, dans gecelerinden kampüs & şehir turlarına ve partilere kadar birçok etkinlik düzenleniyor. Ben de etkinlikleri düzenleyen ve çoğunluğu Danimarkalı olan bu 30 kişilik takımda yaklaşık 3-4 hafta boyunca gönüllü olarak çalıştım. Bu süre boyunca Danlarla iç içe onları yakından tanıma ve harika vakit geçirme imkanım oldu.

Bunlara ek olarak dışarıdan gözlemlediğim ve Danlarla konuşmalarımdan çıkarttığım sonuç, Danlar stresten uzak, çalışkan, eğlenceli ve sportif insanlar. Kara kışta sabahın köründe bile parklarda sokaklarda koşuya çıkan insanları görüyorsunuz her gün. Stresten uzak olmaları ise kendilerini rahat ve güvende hissetmelerinden. En büyük suçun bisiklet hırsızlığı olduğu bu şehirde herkes birbirine, sisteme ve yargıya güveniyor. Ayrıca herkesin ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanabilmesi Danlar için büyük rahatlık. Ne iş yapıyor olursa olsun herkes yaptığı işten memnun ve hak ettiği karşılığı aldığını düşündüğü için herkes hayatından memnun ve mutlu gibi bir tablo çıkıyor ortaya.

Hygge konusu burada popüler olduğu kadar büyük bir olay mı gerçekten? 🙂

Bütün yazımda kötü hava şartlarından yeteri kadar bahsetmeyip o konuyu bu soruya sakladım 🙂 Evet hygge konsepti gerçekten var ve burada da oldukça popüler. Daha önce duymayanlar için, ne kadar tam çevirisi olmasa da hygge sıcaklık, rahatlık ve samimiyet anlamına geliyor denilebilir.

Hygge konsepti de soğuk günlerde evde veya rahat bir ortamda mum ışığında aile veya arkadaşlarla geçirilen güzel vakit olarak tanımlanabilir. Danimarka kışı uzun ve soğuk geçiyor. Özellikle Aralık-Ocak aylarında güneşin akşam 4 gibi battığı karanlık günlerde tahmin edebileceğiniz gibi şehir çok da cıvıl cıvıl değil. Danimarkalıların aile ve arkadaş bağlılığından bahsetmiştim, böyle soğuk ve karanlık günlerde de Danlar genelde evlerinde veya hygge cafelerde sıcak ve rahat bir ortam yaratıp birlikte sohbet edip oyunlar oynayarak vakit geçiriyor.

Evlerinde çok vakit geçirdikleri için, rahat ve samimi hissetmek adına evdeki mobilya dizaynlarına çok önem veriyorlar. Son derece ünlü minimalist İskandinavya dizaynı da bu sayede popüler olmuş deniliyor. Hygge’nin bir diğer örneğini de şehirdeki Bastard Cafe’de görmeniz mümkün. Board Game denilen monopoly tarzı yüzlerce oyunun olduğu cafede kış günleri yer bulmak neredeyse imkansız. Danlar hava kötü olduğunda bu cafeye gidip çay kahve eşliğinde saatlerce oyun oynuyorlar. Bunlarla birlikte mağazalardaki mum reyonunun büyüklüğünden ve satılan yumuşacık hygge çoraplardan bu konseptin burada epey popüler olduğu anlaşılabilir 🙂

İstanbul’a döndükten sonra ne yapmayı planlıyorsun? 

İstanbul’a döndükten sonra mezun olmam için 1 sene daha okumam gerekiyor. Okul devam ederken bir yandan da Danimarka’ya geri dönme yolları arayacağıma eminim. AB vatandaşı olmadığımız için buradaki ücretsiz Lisans – Yüksek Lisans uygulamalarından yararlanamıyoruz maalesef. Ama eğitimimi bitirdikten sonra burada bir staj veya iş imkanı bulmaya çalışmak planlarımın arasında.

Son olarak, Kopenhag’a gidecek olanlar (eğer döviz bir gün insani şartlara iner de gelebilirsek) nerelere gitmeyi önerirsin?

Bence Kopenhag’ta yapılacak şeyler yaz ve kış olarak ayrılıyor. Nyhavn, Superkilen ve Frederiksberg Parkı, Rosenborg ve Amelienborg Sarayları, Round Tower, Tivoli, The Lakes, Carlsberg Müzesi, Dizayn Müzesi, meşhur Strøget caddesi gibi olmazsa olmaz turistik yerler dışında birkaç değişik öneri verebilirim.

Kışın geliyorsanız ekstra olarak, önceki soruda bahsettiğim Bastard Cafe’ye gidip bir Danimarkalı gibi oyunlar oynayıp hygge konseptini yaşayabilirsiniz. Şehrin en güzel heykel müzesi olan Glyptoteket müzesini ziyaret edebilir, 30 dk’lık bir tren yolculuğundan sonra en önemli modern sanat müzelerinden olan Louisiana Müzesini gidip, bir diğer yer altı müzesi Cisternerne’yi görebilirsiniz.

Yazın geliyorsanız şehirde yapılacak çok şey var. Öncelikle Lakes bölgesinde göl kenarında bir yürüyüş şart, ardından Free Town Christiania’ya küçük bir ziyaretten sonra oraya çok yakın olan Church of Our Saviour klisesine tırmanıp şehrin güzel bir manzarasını görebilirsiniz. Hava yeterince sıcaksa kanallarda suya giren birçok insan göreceksiniz, farklı bir deneyim için onlara katılabilirsiniz 🙂

Ya da bir kayak&bot kiralayıp kendi kanal turunuzu yapabilirsiniz. Şu an yeni yerine taşınmış olan Reffen Copenhagen Street Food’u ziyaret edip, dünyanın farklı yerlerinden değişik lezzetler tadıp kanal manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Eğer fazla vaktiniz varsa 30-40 dakikalık tren yolculuklarıyla çok güzel bir bahçeye sahip olan Frederiksborg Castle’a ya da Shakespeare’in Hamlet’inin evi olan Kronborg Castle’a ulaşabilirsiniz. Son olarak şehrin en turistik ve kimilerine göre hayal kırılığı olan heykeli Little Mermaid’i görebilirsiniz. Heykelin hemen yanındaki Kastellet parkında bir yürüyüş yapmadan dönmemenizi tavsiye ederim.

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: KUZEY’İN EN SEVİLEN ŞEHİRLERİNDEN BİRİ, 11 ADIMDA KOPENHAG!

 

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up