AVRUPA GEZ-GÖR MEKAN

LONDRA’DA LOKAL GİBİ YEME-İÇME REHBERİ

Kendi mutfağı bu kadar sınırlı, hatta o kadar sınırlı ki Hint mutfağından Tikka Masala’yı kendi geleneksel yemeklerinden biri ilan etmiş, topraklarında çilek, patates ve pırasadan başka pek bir şey yetişmeyen bu ülkede, bu kadar zengin bir yiyecek-içecek yelpazesi olması beni hep hayrete düşürmüştür. Michelin yıldızlı restoranlardan, dünya mutfağına, sokakta yemek şölenlerinden, organik mutfaklara Londra’da her şeyi bulmak mümkün. Fakat Londra’ya bir kaç gün için geldiyseniz ya size önerilen, herkesin bildigi ve gittiği yerler ile sınırlı kalmanız, ya da bu kadar seçenek içerisinde hangisi iyi bilemeyip pişman olacağınız seçimler yapmanız mümkün. İşte size çok bilinenler dışında keşfetmeniz için bir kaç leziz seçenek.

ATIŞTIRMALIKLAR / UCUZ YEMEKLER (£ – ££) “Yer ayırtmak istemiyorum, öğlen/akşam elimi kolumu sallayarak girip güzel bir yemek yiyip çıkmak istiyorum” diyorsanız, ille de hamburger ya da sandviçe talim olmanıza gerek yok. Londra’da her türlü alternatifi bulmak mümkün. Siz siz olun Leicester Square ve civarındaki turist tuzağı etçilere gitmeyin! (or: Angus Steak House, Aberdeen Steak House).

Brick Lane Beigel Bake: Eğer Shortditch/Old Street taraflarında gece dışarı çıktıysanız, sabaha karşı saatlerde, 24 saat açık olan bu dükkana uğradığınızda dünyanın en mutlu insanı olacaksınız. Bizim Kızılkayalar / Bambi’nin muadili olan bu küçük dükkanın önünde sürekli sıra oluyor. Menünün en meşhuru Salty beef bagel (tuzlu et). Sıcak ve yumuşacık bagel içinde sunuluyor. 1 tane asla yetmeyecek!

Busaba Eathai (Tayland mutfağı) : Londra’nın bir çok yerinde şubesi bulunan bu restoran tam bir hayat kurtaran! Değişik bir tat denemek istiyor ve aynı zamanda hızlı, kaliteli, uygun fiyatlı bir alternatif arıyorsanız mutlaka deneyin. Uzak doğu yemeği sevmem demeyin, Thai calamari (ızgara kalamar) ve Green chicken curry (yeşil Tayland köri soslu tavuk) lezzetine doyamayacaksınız. Benim bir başka favorim de Pad Thai (karidesli Tayland noodle).

Nando’s (Portekiz / Mozambik): En lezzetli ve sağlıklı fast food restoranı! Çocukla gezenler icin de oldukça rahat. Peri peri sosun farklı acılıkta sosları ile marine edilip ızgarada nar gibi kızartılan tavuğun her çeşidini burada bulmam mümkün. Girer girmez siparişinizi kasada veriyor ve ödemeyi yapıyorsunuz. Yemekler 5-10 dk. icinde masanıza geliyor ve yemeğiniz bitince de salınarak çıkıp gidiyorsunuz. Alkolsüz içecekler sınırsız ve değişik sosları restoranın içinde bulunan masalardan alıp istediğiniz kadar deneyebilirsiniz (favorim mixed herb). Eğer gezmenizden çok fazla vakit çalmadan, rahat rahat oturup doyabileceğiniz bir yer arıyorsanız, tavsiyem Nando’s.

Foto: Restoranların kendi sayfasından

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: Londra’nın Parkları

PİZZA Franco Manca / Homeslice : Franco Manca’yı Londra’nın farklı yerlerinde bulmanız mümkün. İlki Brixton’da küçük ve kendi halinde salaş bir dükkan olarak açılan Franca Manca, bir anda her köşede karşımıza çıkar oldu. Franco Manca’nın hızlı yükselişinin sırrı 20 saat yavaş pişirilerek hazırlanan sourdough hamuru ve taze malzemelerin Napoli’den özel olarak getirilen fırınlarda birleşerek, 500 derecede tam 40 saniyede muhteşem bir pizzaya dönüşmesi! Home Slice ise Covent Garden’da olmasına rağmen hala turist kafileleri tarafından keşfedilmemiş ama önümüzdeki günlerde 2 mağaza daha açması beklenen bir pizza restoranı. Home Slice’ın Covent Garden şubesi, salaş ve küçük bir dükkan. Önünde hep sıra  oluyor ve iş çıkışı saatine denk geldiyseniz en az 45 dk. beklemeniz mümkün. Burada ister bütün, isterseniz dilim pizza sipariş verebilirsiniz (Büyük demeyin, tam soyleyin. O incecik dilimler kaşla göz arasında yok olup gidecek).

BURGER Tommi’s Burger Joint / Honest Burger: “Yok bunlar iyi ama benim canım güzel bir burger çekti” diyorsanız, adres belli. Tommy’s sadece Marylebone ve King’s Road’da bulunuyor, Oxford Street / Bond Street tarafında alış-veriş yapıyorsanız, 10 dk’da Marylebone şubesine yürüyebilirsiniz. Honest Burger’ın daha fazla şubesi var. Soho, Covent Garden ve Oxford Street yakınında bulabilirsiniz. Benim favorim Tommy’s, çünkü daha hafif ve yağsız olduğunu düşünüyorum. Ayrıca her ay değişik spesiyallerini de denemek mümkün. Ama her ikisi de tamamen doğal malzemelerden ve kaliteli etten yapılan burgerleri ile sizi pişman etmeyecek.

Foto: Restoranların kendi sayfasından

Crosstown Doughnuts: Bu doughnut başka doughnut! Crosstown’da doughnut’lar her gün taze hazırlanıyor ve tamamen doğal, ev yapımı malzemeler kullanılıyor. Londra’nın bir çok yerinde bulmak mümkün, en ayak üstü olan Broadwick Street, Soho’da. Doughnut deyip geçmeyin, Soho’daki bu küçük dükkan yaratıcı kombinasyonları ile sizi kendinizden geçirecek. Yemek sonrası bir tatlı ya da gün ortası bir enerji dopingi arıyorsanız buraya mutlaka uğrayın!

Amorino: Londra’da son senelerde gelato, organik, donmuş yoğurt…vs bir sürü dondurmacı açıldı. Hepsini denedim mi, hayır…ama Amorino’yu tek geçerim! İki İtalyan tarafından Fransa’da kurulan Amorino’yu, seneler önce ilk defa Nice’te denemiş, dondurmadan yaptıkları çiçeklere ve lezzetine hayran kalmıştım. Karamelli ve fıstıklı dondurmaları çok meşhur. Süt yemediğim icin benim favorim her zaman çikolatalı ve frambuaz sorbet…üzerine de karamelli dondurmalı bir makaron!

DÜNYA MUTFAĞI

Big Easy (££): Canlı müzik eşliğinde ıstakoz, burger, tavuk kanat, kaburga, fajita ve frozen margaritanın evi! Covent Garden ve Kings Road’da 2 restoranları bulunuyor. Big Easy, ıstakozlarını 20 senedir aynı balıkçılardan alıyor. Haftada 3 kez olmak üzere yaklaşık 2000 adet canlı ıstakoz, Covent Garden restoranındaki tanklarda muhafaza edilmek üzere Nova Scotia’dan uçaklarla getirtiliyor. Her gün “Lobster Festival” denilen özel menüsü var. Bu menüde isteğinize göre değişik boyutlarda ıstakoz, salata, patates kızartması ve bir içeceği çok uygun fiyatlara yiyebilirsiniz (Istakozun boyuna göre fiyatlar £20’dan başlıyor).

İpucu: Lobster Festival ve A-la Cart menünün dışında, Pazartesi’den Perşembe’ye her gün değişik özel bir menü oluyor, sormayı unutmayın! Akşam yemeğine gidecekseniz mutlaka rezervasyon yaptırın.

Hoppers (££): Soho’da küçük bir Sri Lanka restoranı, değişik (ve acı!) tatları denemeye hazırsanız, Hopper’a uğramadan gitmeyin! Yemekler paylaşıma uygun küçük tabaklarda servis ediliyor. Hint mutfağına çok benziyor ama daha hafif ve genel olarak daha acı baharatlar kullanıyorlar. Garsonlar muhteşem ve size menüyü baştan başa anlatıyorlar, çekinmeden her şeyi sorabilirsiniz.

İpucu: Bonemarrow Varuval buranın spesiyallerinden. Lamb Kothu Roti favorim!

Sticks & Sushi (££): Londra’nın meşhur ve lüks Sushi restoranları Zuma, Nobu ve Roka’dan sonra, 2013 yılında açılan Sticks & Sushi hepimizin cebine ve cüzdanına ilaç gibi geldi. Danimarka-Japon asıllı melez kardeşlerin Danimarka’dan sonra ilk olarak Londra Covent Garden’da açtığı bu restoranın şimdi Wimbledon, Canary Wharf ve Greenwich olmak üzere 4 şubesi bulunuyor. Menü, sushi ve minik ızgara yakitori sos ağırlıklı. Harika sunumları olan bu restoranlarda uygun fiyata, inanılmaz lezzetli ve çeşitli sushiye doyacaksınız!

İpucu: Sadece sushi deyip geçmeyin, tatlıya mutlaka yer ayırın.

Foto: Restoranların kendi sayfasından

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: Londra’nın Pazarları

Chotto Matte (££-£££): Nobu’yu Londra’ya getiren Kurt Zdesar tarafından açılan Chotto Matte, son bir kaç yılda popüler olan Nikkei yemekleri servis ediyor (Peru + Japon mutfağı karışımı). Hem merkezde, hem güzel bir ambiyansı var hem de rakiplerine göre fiyatları biraz daha uygun diyebiliriz (Londra’da Nikkei’nin babası Mayfair’de Coya olup, oldukça pahalıdır). Eğer hem Güney Amerika hem de Japon mutfağını seviyorsanız, mutlaka deneyin. Yemekleri oldukça hafif, limon/lime bazlı soslar ile hazırlanıyor.  Paylaşımlık küçük tabaklarda sunulan rengarenk yemekler, üst kattaki açık mutfakta özenle hazırlanıyor. Buranın diğer bir özelliği de, yemeklerin tamamen doğal, katkı maddesi, GDO veya boya içermeyen, tamamen yerli olarak üretilen malzemelerden yapılıyor olması. Ayrıca hafta sonu akşamları canlı müzik oluyor.

İpucu: Yukarıda ambiyans çok güzel demiştim ama açık mutfak olması nedeniyle üzerinize yemek kokusu sinebiliyor, mümkünse aşağıda bir masa ayırtın. Açsanız, gözünüzü karartın ve paylaşımlık fix Nikkei menülerinden sipariş edin, pısman olamayacaksınız.

La Bodega Negra (££): Yine Soho’da, çok canlı ve samimi bir ortamı olan bir Meksika restoranı. Burada Café ve Lounge/Dining olmak üzere iki salon bulunuyor. Bizim favorimiz giriş katındaki Café. Café’nin ortasında büyük bir bar var, özellikle Perşembe – Cumartesi akşamları etrafı oldukça kalabalık oluyor ve yüksek sesli müzik ile ortam iyice şenleniyor. Çok sade ve salaş bir yer olmasına rağmen burada ünlüler ile karşılaşmak mümkün (Hafta arası öğlen yemeklerinde Jude Law ve Rosie Huntington Whiteley ile yan yana oturmuşluğum var.)

İpucu: Café hem daha casual, hem fiyatları daha uygun hem de giriş katında olduğu için sokaktan gelip geçenleri görebilirsiniz (Lounge/Dining bodrum katında bulunuyor).

Foto: Restoranların kendi sayfasından

Bob Bob Ricard (£££): Oldukça seçkin bir müşteri kitlesi olan Bob Bob Ricard, biz Ingiliz-Rus restoranı. Gösterişli dekorasyonu, içeri girdiğiniz anda size başka bir dünyaya götürüyor. Rus mutfağı nedir derseniz, votka (evet yemek menusunun tam tepesinde), havyar, istiridye, somon, et fileminyon, soslu et fileto…vs diyebilirim. Yemekler tam bir sanat eseri olarak sunuluyor. Başlangıçlar £9 – £22, ana yemekler £17 – £44 arasında değişiyor. Buranın müşteri çeken en önemli özelliklerinden biri ise her masada bulunan şampanya düğmesi!

İpucu: Mutlaka önceden rezervasyon yapın. Beef Wellington bir harika! 

Duck & Rice (££-£££): Soho’da, Çin yemeğinin modifiye olmuşu, Yautcha’nın küçük kardeşi, tüm iç dekorasyonu Türk mimarlar Seyhan Özdemir, Sefer Çağlar ve Efe Aydar’ın kurduğu Autoban mimarlık tarafından yapılmış bir lezzet şöleni. Yemekler çok lezzetli, servis harika ve fiyatlar benzerlerine kıyasla çok daha makul. Alt katta, dev bakır tanklardan değişik bira çeşitleri servis eden modern bir bar, üst katta ise şık bir Çin restoranı bulunuyor. Yemek yemeye gitmeseniz bile bir şeyler içmek ve atıştırmalıkların tadına bakmak icin buraya uğrayabilirsiniz.

GASTRO-PUBLAR

Churchill Arms, South Kensington (£-££): Dışarıdan baktığınızda, çiçekler ile bezenmiş, inanılmaz güzel, geleneksel bir İngiliz Pub’ı. Yemekler ise Tayland mutfağı! Yemekler çok lezzetli olmakla birlikte fiyatları da oldukça makul. 17. Yüzyıldan beri Notting Hill ve Kensington Chursch Street arasında yer alan bu pub, geleneksel ve modern’i bir araya getirmesi ile meşhur. Restoran bölümünde tavandan sarkan saksılar ve çiçekler ile çok değişik bir havası var. Ön taraftaki bar ise daha geleneksel bir Ingiliz pub’i tadında.

İpucu: Özellikle akşamları ve yazın, öndeki bar çok kalabalık olabiliyor.

Great Queen Street, Holborn / Covent Garden (££-£££): Küçük, karanlık, samimi bir İngiliz pub’ında bir gastronomi tecrübesine hazır mısınız? O zaman burası sizin icin biçilmiş kaftan. Londra’nın merkezinde, ulaşımı kolay olmasına rağmen burası Londra’nın yerlisi tarafından çok iyi bilinen ve tercih edilen, pub’dan çok bir restoran. Önceden rezervasyon yapmadan yer bulmanız neredeyse imkansız. İngiliz mutfağının avangart bir yaklaşımı olan bu mekanda, geleneksel yemek ve muhteşem tatlıların yanı sıra daha önce denemediğiniz lezzetleri tatmanız mümkün.

İpucu: Akşam menüsünde 7 saat, yavaş pişirilmiş kuzu (Seven-hour lamb shoulder – en az 3 kisi icin) ve Pazar öğlen menüsünde ise fırında dana kaburga (Roast Swaledale rib of beef – en az 2 kisi icin) favorilerimiz. 

Foto: Restoranların kendi sayfasından & eatsoho

The Harwood Arms, Fulham (££-£££): Londra’nın ilk ve tek Michelin yıldızlı gastro-pub’ı. Çok ayak üstü olmasa da, yolunuz Chelsea, Fulham tarafına düşerse mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Menü genellikle günlük ve mevsime göre oluşturuluyor. Çok güzel et ve balık yemekleri de olmakla birlikte bu gastro pub’ın en onemli özelliği, tavşan, ördek ve geyik gibi özel tatların menüde ağırlıklı yer alması.

İpucu: Güvercin denemek istiyorsanız, burası yeridir. Favorim Sunday Roast – Pazar günleri öğlen servis edilen fırında et ya da tavuk, yanında garnitürler ile en az 2 kisi için, tahta üzerinde servis ediliyor. A-La Carte menü biraz tuzlu olabilir ama Salı’dan Cuma’ya her öğlen sunulan set menü fiyatları Michelin yıldızlı bir restoran icin uygun (başlangıç + ana yemek: £22.50 / başlangıç + ana yemek + tatlı: £27.50).

Önemli Notlar:

Londra’da pek çok restoranda rezervasyonsuz yer bulmanız zor olacaktır. Rezervasyonunuz yoksa 30-45 dakika beklemeyi göze almanız gerekecektir. Bir çok restorana internet sitelerinden rezervasyon yapmanız mümkün. En az 1-2 hafta önceden yerinizi ayırtmanızı tavsiye ederim. Bir çok restoran 11:30-15:30 arasında öğlen servisine, 18:00 sonrası akşam yemeğine açılıyor. Benim listelediklerimin çoğu tüm gün açık olacaktir ama özellikle Dünya Mutfağı listesindekilere gitmeden önce mutlaka kontrol edin. Bahşiş “service charge” olarak hesaba dahil edilmiş olabilir (genelde %12.5), buna dikkat etmekte yarar var. Gönlünüzden koparsa garsona %10 oranında ekstra bahşiş bırakabilirsiniz. Service charge’ı isteğe bağlı olarak ödemeyebilirsiniz – Eğer servis çok kötüyse ve ciddi bir şikayetiniz varsa bunu hesaptan çıkarmalarını talep edebilirsiniz.

 

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up