AVRUPA GEZ-GÖR

İlk Ziyarette Londra’da Görülmesi Gereken Yerler

Londra ’ya ilk kez gidiyorsanız ve kısıtlı zamanınız varsa işte size must see Londra turu:

En Merkez

Hepsi birbiri ardına olan Oxford Street civarı semtleri yürüyerek gezmeniz mümkün ancak dümdüz olduğu için anlaşılmasa da oldukça yorucu bir gün olacak! Covent Garden, küçük dükkanları, renkli ara sokakları, meşhur pasajı ile Londra’nın en canlı ve sevimli yerlerinden biri. Devamında Piccadilly Circus, genellikle Londra’da geçen filmlerde gördüğümüz hareketli meydan. Bir tarafı China Town’a, bir tarafı Soho’ya, bir tarafı Regent Street’e, bir tarafı Leicester Square’e çıkıyor. Bu arada eğer Londra’ya gelmişken bir müzikal izlemeden dönmemeliyim diyorsanız Leicester Sq’de bilet alabileceğiniz bir çok gişe mevcut.

Bu bölgenin favori yeri benim için Soho ve Covent Garden. Soho, küçük dükkanlar, cafeler, publar, record storelar ile capcanlı ve çok renkli bir yer. Eğer kahve içmek isterseniz My Place Soho çok sevimli ve kahveleri güzel. Acıkırsanız Franco Manca süper bir pizzacı. Tatlı için Amorino dondurmacı. Pub’a gideyim ama düzgün bir pub olsun derseniz Duck and Rice iyi bir seçenek olacaktır. Pub olduğuna bakmayın, yiyecekleri de çok lezzetli. Bira yanında kalamarını yemenizi tavsiye ederim. Covent Garden’da ise Neal’s Yard en sevdiğim tarafı. Dar ve renkli sokakları insanın içini açıyor. Burada da tavsiyem Homeslice pizzacı. Dilerseniz dilim pizza alabilir ya da oturup yemek yiyebilirsiniz.

 

Regent Street’ten yukarı doğru yürürken Carnaby Street’e girmenizi öneririm. Yine küçük dükkanlar, mağazalar ve cafe’ler mevcut. Biraz sağlıklı yiyeyim, tatildeyiz diye sapıtmayalım derseniz Leon’da sağlıklı yiyecekler bulabilirsiniz (kepekli pilav, tavuk vs) Regent Street üstünde Burberry, All Saints, Cos, Gant, Hunter, Karen Millen, Reiss, Ted Baker, Uniqlo gibi mağazalar bulunuyor. Burada Swallow Street’te Gaucho oldukça başarılı steakleri olan bir Arjantin restoranı, aklınızda bulunsun. Regent Street’in sonu Oxford Circus. Kocaman Nike Town, dev Top Shop ve H&M gibi mağazaların yer aldığı meydanı kesen cadde ise meşhur Oxford Street. Cadde üstünde yine en popüler mağazalar mevcut. Eğer alışveriş yapmak istiyorsanız doğru yerdesiniz. Caddenin sonuna doğru Selfirdges’te prestij markaları bulabilecekken hemen karşı çarprazındaki Primark’ta ise aşırı ucuza bir çok şey bulabilirsiniz (Bir de Tottenham Court Road metro istasyonu karşısında mevcut).

Nehir Kenarı – Nam-ı Diğer Riverside

Londra’nın en güzel bölgelerinden biri. Londra’nın siliüetini oluşturan Riverside’ı görmeden kesinlikle dönmeyin! Önerim metroyla London Bridge’e gidip, Waterloo tarafına doğru sahilden yürüyerek gezmeniz. Bu durumda Tower Bridge aslında arkanızda kalacak ve Londra’nın en ihtişamlı köprülerinden birini biraz uzaktan görmüş olacaksınız ama vaktiniz ve enerjiniz varsa yürümeye Tower Bridge’ten başlayabilirsiniz. Buraya karnınız aç gelmenizi öneririm çünkü London Bridge metro istasyonunun hemen yakınında, Pazar günleri hariç her gün kurulan Borough Market’te envai çeşit yiyecek seçeneği bulunuyor. Çeşit çeşit peynirler, farklı ülkelerin mutfaklarından tatlar ve ne yazık ki kendinizi zor tutacağınız acayip tatlılar! Borough Market’in sonunda Monmouth Cafe’nin kahveleri oldukça başarılı. Bizim Petra tadında… Ayrıca hemen karşı köşesindeki The Market Porter adındaki pub da klasik İngiliz Publarından.

 

Nehir kenarında yürürken yol boyunca karşıda Gherkin Tower, St.Paul’s Katedrali gibi hem modern hem de klasik binaları göreceksiniz. 1599‘da inşa edilmiş Shakespeare’s Globe’un yanından geçecek ve nehrin hemen üstünde keyifli publara rastlayacaksınız. Ayrıca Tate Modern de yine bu yol üstünde bulunuyor. Sonunda Waterloo’ya ulaştığınızda ise London Eye ve karşıda Parlemonta Binası ve Big Ben karşınıza çıkacak. Eğer çılgınca sıra yoksa ve ilk ziyaretinizde Londra’yı bir de tepeden göreyim derseniz London Eye’e binebilirsiniz.

 

Biraz Luxury

Biraz daha prestij mağazaların olduğu, kılık kıyafetlerin ve arabaların değiştiği bir bölgeye gitmek isterseniz sizi Chelsea’ye alalım. Sloan Square metro istasyonundan King’s Road’a gelip buradan yukarı doğru yürümenizi öneririm. Şık küçük butikleri, restoranları, büyük popüler mağazaları ile merkeze göre çok daha nezih bir bölge. Eğer referans kitaplara ilginiz varsa King’s Road üstünde Saatchi Gallery’nin hemen yanında Taschen mağazası bulunuyor. Bu arada Saatchi Gallerry’de de ilgi çekici sergiler gerçekleşiyor. Bu gün için yemek programınızı önceden ayarlamanızı öneririm çünkü bu cadde üstünde bulunan Big Easy, atmosferi ve yemekleriyle mutlaka gidilmesi gereken restoranlardan biri. Burgerleri çok iyi değil ama gayet uygun fiyata istakoz yiyebilirsiniz! Üstelik şimdiye kadar başka bir yerde bu kadar başarılı frozen margharita içmedim. Ayrıca kaburganın da iyi olduğunu söylüyorlar, ben denemedim. Önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın, başka türlü yer bulmak malesef mümkün değil.

 

Bu yolun diğer ucu Knightsbridge’e çıkıyor ama çok uzun bir cadde olduğundan yürümenizi tavsiye etmem. Uber oldukça yaygın ve klasik İngiliz taksileri olan Black Cab’lerden çok daha ucuz. Ayrıca otobüsler de sık sık geçiyor ve bizim otobüslerle hiç bir benzerliği yok diyebilirim! Metroda kullandığınız oyster card’ınızı otobüslerde de kullanabilirsiniz. Yine prestijli markalara ait mağazaları ve meşhur Harrods mağazası ile Knightsbridge luxury alışveriş için doğru adreslerden biri. Buraya kadar gelmişken bir şekilde Hyde Park’a vakit ayırın derim.

Adeta Bir Filmin İçinde Gibi…

Londra’ya ilk kez gidiyorsanız Cumartesi sabahınızı Notting Hill Portobello market’e ayırmalısınız. Metrodan çıkıp Portobello Market işaretlerini ya da kalabalığı takip ettiğinizde kolaylıkla doğru caddeye çıkacaksınız. Tüm Londra’da olduğu gibi burada da etraf ağaç, bina boyları kısa ama en güzel farkı buradaki evler rengarenk! Pembe, mor, mavi, yeşil gibi farklı farklı renklerde iki katlı evler o kadar sevimli ki insanı bir anda mutlu etmeye yetiyor. Çiçekler içinde ağaçlar, sağlı sollu minik dükkanlar, pazar alanına geldiğinizde antikacılar, tezgahlarda vintage objeler, kıyafetler, cd’ciler, sokaktan gelen müzik sesi ile kendinizi bir film sahnesinde gibi hissedebilirsiniz.

 

Kıyafet kısmı bittikten sonra ise tabi ki yemek tezgahlarına sıra geliyor. Sokak yemekleri konusunda Londra gerçekten iddialı bir şehir. Burada kendinizi tutup yolun sonuna kadar sabredin, zaten çok uzun bir yol değil. Yolu bitirdiğinizde köşede Falafel King’i göreceksiniz. Biraz vasat görünümlü, küçük bir büfe ama senelerdir burada ve gerçekten yediğim en iyi falafeli yapıyorlar. Kepekli ya da beyaz pita ekmeği arasına isterseniz humus, chili sos, salata, tahin gibi eklemeler yapabiliyorsunuz.

Alternatif Rotalar

Biraz da Londra’nın alternatif yüzünü ve hipster mekanlarını görmek istiyorsanız Shoreditch’te aradığınızı bulabilirsiniz. Burası ikinci el kıyafetlerin satıldığı mağazaların ve tasarım butiklerin olduğu, plakçıların yer aldığı sokak sanatlarıyla meşhur bölgelerden biri. Bir çok cafe ve restoranın yanısıra özellikle Bricklane Market’ta (Pazar günleri) tabi ki yine sokak lezzeteri bulabilirsiniz.

 

Belki her seferinde gitmeye gerek olmaz ama ilk kez Londra’ya gittiyseniz ve vaktiniz varsa Camden Town da görülmeye değer semtlerden biri. Daha alternatif kıyafetleri bulabileceğiniz (Mesela Burning Man alışverişi yapılabilir kolaylıkla), pazar alanı olan hareketli bir yer. Camden Town metro istasyonundan çıkıp sağa döndüğünğzde yanyana bir sürü mağaza ve pub göreceksiniz. Yolun sonunda ise pazar alanına ulaşacaksınız Burada aksesuar, kıyafet, poster, cd gibi bir çok ürünün satıldığı tezgahlar ve tahmin ettiğiniz gibi sokak yemekleri mevcut.

Müzeler

Londra sergi, galeri ve müze konusunda çok zengin bir şehir ve çok fazla seçenek sunuyor. Eğer ben yorulmam, hem şehri gezerim hem de araya bir iki müze atarım diyorsanız, en doğrusu bu kadar çok seçenek arasında ve kısıtlı zamanda en çok ilgi duyduğunuz alandaki müzeleri seçmek olacaktır. Eğer savaşlar ilgi alanınızsa Imperial War Museum çok etkileyici bir müze. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’ndan kalıntılar ve özellikle Holocaust bölümleri tüyler ürpetici. Eğer tüm dünya tarihini tek bir yerde görmek ve İngiltere nasıl her ülkeden tarihi eserleri alıp götürmüş görmek isterseniz British Museum doğru adres. Vikingler, Romalılar, Osmanlı, Bizans, Afrika, Uzak Doğu aklınıza gelebilecek her yerden eserleri burada bulabilirsiniz. Modern sanatın adresi Tate Modern, bilimin adresi ise Science Museum diyebilirim. Daha bir çok müze ve galeri var tabi ancak benim ön elememden geçip ilk gidenlere tavsiye etmek isteyeceklerim bunlar:)

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up