GEZ-GÖR MEKAN TÜRKİYE

Hayvansever, Sanatsever: The Marmara Bodrum

Yazlık ev olunca Bodrum’da bulunan otelleri gezmekten öteye çoğu zaman geçemezsiniz. Ama bu sene şeytanın bacağını kırıp uzun zamandır çok deneyimlemek istediğim The Marmara Bodrum’da kalma fırsatını yakaladım.

The Marmara otellerinden Taksim’dekinde çocukken gittiğimiz 5 çayları, pasta arabasından pasta seçmek, uzun merdivenlerinden bir aşağı bir yukarı inip çıkmak, yürüyen merdivenlerden annemin tembihiyle öcüymüş gibi uzak durmak her zaman keyifle hatırladığım anlardır. Bu yüzden de Bodrum’dakine giderken beklentim yüksekti. Ama beklentilerimin boşa çıkmayacağını da biliyordum.

Otel hakkında okuduğum onca yazı, gördüğüm bir o kadar fotoğraf otele giderken göreceklerime beni hazırlamıştı. Fakat göreceklerimin yanında bunlar meğerse ne kadar da az kalmış. Otele adımınızı attığınız andan itibaren adım başı karşınıza çıkan çağdaş sanat eserlerinin her birinden ayrı ayrı etkilenmemek mümkün değil. Fotoğraftan yağlı boya tablolara, heykelden entelasyonlara her biri otelin sahipleri tarafından ayrı bir özenle seçilmiş işler. Otelin içine odalara o kadar güzel yerleştirilmiş ki adeta bir çağdaş sanat müzesinde kalıyormuş gibi hissediyorsunuz. Kimlerin eserleri yok ki otelde! Sıtkı Kösemen’in Bodrum’da çektiği fotoğraf serisi, Mevlüt Akyıldız, Bente Ernst, Ned Pamphilion’a ait tablolar ve daha neler neler…

Otelin mimarisinden bahsetmeden geçmek olmaz. 90 odalı olduğunu öğrendiğim otel Bodrum’un üstünde hemen surların dibinde yer alıyor. Tasarımı yapan mimarlar bu 90 odayı araziye ustalıkla saklamışlar. Öyle saklamışlar ki bu 90 oda nerede diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Bunu düşünürken de otel inşaatı sırasında hiçbir zarar görmemiş surlara bir daha dikkatle bakabilir, bunların yüzyıllardır burada olduğu gerçekliğiyle de yüzleşebilir, bu topraklara kimler gelmiş kimler geçmiş diye de düşünebilirsiniz.

Bodrum’a tepeden bakan bu otelin tabi ki harika da bir manzarası var. Bodrum ancak bu kadar ayaklarınızın altında olabilir. Otelden bir uçtan uca gördüğünüz Bodrum’un güzelliğine uçsuz bucaksız deniz eşlik ediyor. Gece ise karanlığa gömülen denizin yerine ışıklar Bodrum’un koluna giriyor, başka bir Bodrum akşam yemeğinizde sizinle oluyor.

Neredeyse 20 yaşında olan otelin zamanında nasıl böyle bir vizyonla planladığına şaşırmamak, hayran olmamak elde değil. Bunda otel sahiplerinin bilhassa da Ardıç Gürsel’in iç tasarım süreciyle birebir ilgilenmiş olmasının da payı bence çok büyük. Çünkü otelin gerçekten çok samimi ve sizi evde hissettiren bir sıcaklığı var. Otelin bir bölümünün dekorasyonunda aile üyelerinin artık antika denilebilecek olan oyuncakları kullanılmış. Bu oyuncakların nasıl bir hoşluk, nasıl bir sempatiklik yarattığına inanamazsınız.

Bu otel farklı kültürlerin, farklı geçmişlerin, farklı zevklerin, inançların kol kola uyum içinde varolduğu bir ortamda ama bir o kadar da saklı bir yer.

Zamana her anlamda meydan okuyan otel, eklektik kelimesinin beden bulmuş hali; bir tarafta etrafınızı saran çağdaş sanat eserleri diğer tarafta dünyanın ve Anadolu’nun farklı yerlerinden toplanmış otantik parçalar… Normalde söylerken bile kulağa çelişkili gelebilir ama burada öyle bir denge sağlanmış ki hiçbir şey fazla değil, göze batmıyor. Hatta aksine bir tamamlanmışlık hissi yaratıyor. Bu otel farklı kültürlerin, farklı geçmişlerin, farklı zevklerin, inançların kol kola uyum içinde varolduğu bir ortamda ama bir o kadar da saklı bir yer. Bir tarafta Endonezya’dan gelmiş eski bir fil eyerinden yapılmış bir sehpa, bir yanda kötü güçlerden koruduğuna inanılan ahşap sofa kuşu heykeli, diğer bir yanda inşaatlarda kullanılan çok eski bir ölçü aleti ve Ardıç Hanım’ın özel koleksiyonun bir parçası da olan lahit baskı; uyumsuzluğun uyumu…

İstediğiniz zaman otele kedinizi, köpeğinizi alıp gelebiliyor ve istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz

Anlatmadan geçemeyeceğim, oteli anlatmaktan büyük zevk alan, birbirinden ilginç hikayelerle dolu bir o kadar bilgili, tatlı dilli genel müdür Nedim Bey’den öğrendiğim bir özellik ise otelin hayvansever olması. Bu ne demek? İstediğiniz zaman otele kedinizi, köpeğinizi alıp gelebiliyor ve istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz. Bir arkadaşımdan seyahatim sonrasında bir akrabasının sadece kedisi bu oteli seviyor diye sürekli The Marmara Bodrum’da konakladığı öğrenince acaba ben de mi benim kedilerden birini alıp bir haftasonu gelsem mi diye düşünmedim değil. Otelin hayvanseverliği, evcil hayvanları misafir etmekle kalmıyor. Kendilerinin de sahiplendiği, düzenli olarak veteriner tarafından kontrol edilen kedileri var. Ben sarman, koca kafa, otelin tersine hiç misafirperver olmayan, huysuz Azmi’yle tanıştım. Küçük bir kabadayı edasıyla sabah kahvaltı yapanları boylu boyunca uzanıp dik bakışlarıyla bir bir kesiyor. Buna rağmen ben onu sıkıştırmaktan geri durmadım. Tabi karşılığında da bir iki pati yedim ama değdi.

Otelin tek kedisi Azmi değil, geçtiğimiz yıl kaybettikleri adını bir bacağının ampüte edilmiş olmasından almış Tripod’u da bu yazıda anmak isterim. Çünkü Tripod o kadar sevilmiş ki öldüğünde otele kendisinin bir heykelini yapmayı bile düşünmüşler. Hayvanların türlü eziyet ve zülüm gördüğü günümüzden şanslı hayvanların, böyle hayvanseverlerin olduğunu görmek çok umut verici. Otel, hayvanlara öyle bir rahatlık veriyor olmalı ki yan komşuların kedileri bile otele gün içinde dinlenmeye, sosyalleşmeye geliyor.

Burası 4 mevsim açık bir otel, her mevsim sizi rahat ettirecek, konaklama deneyiminizi unutulmayacaklar arasına sokacak farklı özellikleri olan bir yer. Kışın şömine başında sıcak şarabınızı yudumlayıp sohbet ederken, yazın havuzbaşında Bodrum’u dinleyip aperol spitz eşliğinde güneşlenebilir, baharda elinizde kitabınız hamakta o hafif rüzgarda aheste aheste sallanmanın keyfini çıkarabilirsiniz. İstisnasız her mevsimde koridorlarındaki sanat eserlerini görebilir, o görkemli ama bir o kadar da ince işçilik ürünü oda kapılarından geçerek istirahat edebilir, fuayedeki duvara yazarak siz de otelde izinizi bırakabilirsiniz.

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up