KEŞFET SİNEMA & TV

Perşembe’nin Gelişi Çarşamba’dan belli olacak mı? Ödül Sezonu Filmleri

Ocak’ın ilk hafta sonu dağıtılan Golden Globe’lardan sonra bu seneki ödül sezonunun oldukça sürprizli geçeceğini anlamış olduk. Pazar gecesi en iyi film dalında ödül alamayanlar kadar ödül alanın da aynı derecede şaşkın olduğu bir geceye şahitlik ettik. Yabancı Basın Birliği, basının parlattığı yapımları bir kenara bırakıp hiç de beklenmedik bir film ve yönetmene ödülleri dağıttı, sırasıyla Three Billboards Outside Ebbing, Missouri ve Guillermo del Toro – Shape of Water.

Hal böyle olunca Oscar’a giden yolda nasıl bir tablo ile karşılaşacağımızı görmek için önümüzde bulunan üç önemli ödülün adaylarına Golden Globe’un kazananlarıyla beraber bakmak istedim. İstedim ama bakmak da öyle kolay değil, eskiden her ödülde 5’er film yarışırken artık film sayısı minimum 5 olmak üzere seneden seneye değişiklik gösterebiliyor. Filmleri, ödül bazlı takip edebilmek için bir tabloya dökmenin faydalı olacağını düşündüm:

Golden Globe Critics’ Choice SAG BAFTA
Three Billboards Outside Ebbing, Missouri  

  X*

 

X

 

X

 

X

Call me by Your Name X X   X
Dunkirk X X   X
The Post X X    
The Shape of Water X X   X
Lady Bird   X* X X  
Get Out X X X  
The Disaster Artist X      
I, Tonya X      
The Greatesst Showman X      
Darkest Hour   X   X
The Big Sick   X X  
The Florida Project   X    
Mudbound     X  

*Kazanan

Gördüğünüz gibi seçici kurulların kafası karışık. Film ve yönetmenlik konusunda adaylığı beklenen Ridley Scott ve filmi All the Money in the World listeye bile giremedi. Steven Spielberg filmi, baş rolleri Meryl Streep ve Tom Hanks tarafından paylaşılan ve Amerika’nın sıcak konularından biri olan basın özgürlüğüne vurgu yapan Washington Post gazetesinin Watergate Skandalı’na yolu açan Pentagon Belgelerini basmasını konu alan The Post ise ödül sezonunda beklediği ilgiyi göremedi.

Bunların yerine öne çıkan filmlerden ilk ikisi ve önümüzdeki ödül törenlerinde de en çok adaylığı alanlar Three Billboards Outside Ebbing, Missiouri ve the Shape of Water. Three Billboards Outside Ebbing, Missiouri, Golden Globe’da en iyi film, drama dalında en iyi kadın oyuncu, drama dalında en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi senaryo dallarında ödüle layık görülerek gecenin sürprizi oldu.

Film Ekimi’nde filme bilet bulmuş şanslılardan değilim, ama bir annenin kızının cinayetini aydınlatılması konusunda lokal otoritelerle mücadelesini anlatan film için rahatça söyleyebilirim ki #metoo ve Time’s Up hareketlerinin hem filmin bu şekilde ön plana çıkmasında hem de en iyi kadın oyuncu olarak Fargo dizisinde de tanıdığımız Frances McDormand’ın seçilmesinde rolü vardı. Bu hareketlerin etkilerini aynı zamanda mümkün olan her kategoride 50 yaş üzeri kadınların ödüllendirilmesinde de gördük. Filmin ödül adaylıklarından da anlaşılacağı gibi henüz açıklanmamış olsa da Oscar’a aday ana dallarda da aday olacağına kesin gözüyle bakıyorum.

Gecenin en iyi yönetmen konusundaki sürprizi ise Shape of Water’la geldi. Herkes o kadar ödülün ardından Three Billboards Outside Ebbing, Missiouri’nin yönetmeni Martin McDonagh’ın almasını beklerken, Shape of Water yönetmeni Guillerme del Toro bu unvana layık görüldü. Amerikan kültür sanat basınına göre tören sonrasında yapılan after party’de kendisini görenler ödülden dolayı hala şaşkınmış.

1960’larda gizli bir araştırma merkezinde geçen ve temizlik görevlisi ile amorph, doğaüstü bir yaratığın ilişkisini anlatan film, diğer ödüllerde hatırı sayılacak adaylık aldı. Hatta dal bazlı bakıldığında Bafta’da en yüksek sayıda adaylığa sahip oldu. Tutucu İngilizlerin bu filme neden bu kadar paye verdiğini merak etmiyor da değilim. Ama yine Film Ekimi’nde filmi görmüş ve fikrine güvendiğim bir arkadaşım filmi Spielberg’in E.T.’sinin başka bir versiyonu olarak tanımlamıştı. Filmin fragmanından anladığım kadarıyla fazlasıyla sette geçtiğini hissettiğiniz, tam bir dönem filmi havası veren, yer yer sıcak, yer yer gerilimi yüksek renk vurgusunun yüksek olduğu bir film. Uzun zamandır süper kahraman ve türevleriyle bezenmiş beyaz perde için de değişiklik olarak algılanmış olabilir.

Adaylıklarda bu iki filmle beraber öne çıkan diğer film ise müzikal ya da komedi dalında en iyi film ve müzikal/komedi dalında en iyi kadın oyuncu ödüllerini alan Lady Bird. 2002 yılında 17 yaşında sanata karşı yeteneği olan bir genç kızın yetişkinliğe geçiş hikayesinin yüzleri gülümseten bir şekilde anlatan film Oscarlar’da da bulunacak gibi görünüyor. Oyunculuğa küçük yaşlarda başlayan, tabiri caizse aktör babası sayesinde sahne tozu yutarak büyüyen ve hep hatırı sayılır yapımlarda yer almış Saoirse Ronan, bu filmde büyükler ligindeki iddiasını kanıtlayarak en iyi kadın oyuncu ödülünü evine götürdü.

Ödül sezonun açıklanmış adaylıklarında en iyi film dalında 4’te 3 yapan diğer üç yapımı ise Call Me by Your Name, Dunkirk ve Get Out. Bu sene konu olarak oldukça geniş bir spectrum’a bakıyoruz. Call Me by Your Name, 1983 İtalyası’nın harika coğrafyasında geçen ve bir gencin, yetişkinliğe geçme döneminde cinselliğini babasının araştırma asistanıyla geliştirdiği ilişki ve Yahudi mirası üzerinden keşfetmesini konu alıyor. Yine bir benzetme yapacak olursam film, Ferzan Özpetek’in Serseri Mayınlar filmini çağrıştırıyor. Başrolde ise assistan rolünde U.N.C.L.E.’dan tanıdığımız Armie Hammer yer alıyor.

Sırada bu yapımlar arasında çoğunluğun izleme fırsatı bulmuş olabileceği tek film olan Dunkirk var. O da Oscar’ın güçlü aday adayları arasında yer alıyor. 2. Dünya Savaşı esnasında Belçika, Britanya Krallığı ve Fransız askerlerinden oluşan Müttefik Kuvvetlerinin Alman Ordusu tarafından kuşatılması ve kurtarılmasını konu alan film, benim favori yönetmenlerinden, Memento ve Batman üçlemesinin de yönetmeni, Christoper Nolan tarafından çekilmiş. Nolan’ın kendine has gözü, imzası sayılabilecek çekim tekniği uygulamalarıyla film bildiğiniz savaş filmlerinden oldukça farklı bir anlatıma sahip. Her ne kadar Nolan hayranlarını tam olarak tatmin etmemiş olsa da yine konusu gereği Akademi’nin aday göstermeyi ve ödüllendirmeyi sevdiği filmlerden.

Get Out, 4’te 3 adaylık alan son filmimiz. Benzerlerine rastladığımız ama neden bu kadar adaylık aldığını ancak izlediğimizde anlayabileceğimiz ilk gösterimi Sundance Film Festivali’nde yapılmış bir film. Afrikalı-Amerikalı bir gencin beyaz kız arkadaşının ailesiyle tanışmak için ormanın içindeki gizli saklı evlerine gitmesini konu alan filmdeki arkadaşça ve keyifli ev ortamının kısa süre sonra bir kabusa dönüşmesini anlatıyor. Fragmanında müzikal ya da gerçek komedi ögelerine rastlayamadığım film, Golden Globe’larda bu kategoride değerlendirildiğine göre vardır bir hayır diyorum. Yönetmeni ve aynı zamanda da filmin senaryosunu yazmış olan Jordan Peele’in filmi hakkında söylediği sözlerle bu bölümü de sonlandırıyoruz: ‘Daha önce kimsenin izlemediği bir yapma düşüncesiyle yola çıktım.’ Merakla bekliyoruz.

Golden Globe’larda drama ve komedi/müzikal dalında ayrım yapılarak filmlere adaylık verildiği için seçim yapmak nispeten daha kolay, ama Critics’ Choice, SAG (Screen Actors Guild-Beyaz Perde Sanatçıları Derneği), BAFTA ve Oscar’larda böyle bir ayrım yapılmıyor. Her sene çıkan iyi yapım sayısı da arttığı için artık ödüller kendilerini 5 ile sınırlamıyorlar. Sınırlamıyorlar da daha fazla aday arasından seçim yapmak daha zor olmuyor mu?

 

Bu arada belirtmekte fayda var; zaten SAG, adına layık olarak beyaz perde oyuncularını ödüllendiriyor, filmleri, yönetmenleri ya da yapımları değil. Onların en iyi film olarak verdiği ödül aslında bir filmde yer alan en iyi kadro ödülü.

Oscar adayları açıklandığında Perşembe’nin gelişinin Çarşamba’dan belli olup olmadığını rahatlıkla söyleyebileceğiz. Ama elimizdeki tabloya ve dağıtılan Golden Globe’lara göre rahatlıkla söyleyebileceklerimiz:

  • Konu bakımından oldukça geniş bir yelpazeye yayılmış yapımlar sezon boyunca yarışacak.
  • Öne çıkacak yegane sosyal mesaj, #metoo ve Time’s Up hareketleriyle uyumlu olarak kadın hakları, cinsiyet eşitsizliği ve kadınların güçlendirilmesi olacak.
  • 2017 yılının öne çıkan siyasi ve politik konularına çok dokunmayan ve genel olarak alışık olduğumuz film temalarının dolayısıyla aslında sinemanın özünün ödüllendirildiğini göreceğiz gibi… Bu kapsamda aslında geçen sene La La Land ile başlayan dönem devam edecek hissini alıyorum.
  • Daha sosyal içerikli filmlerin ön plana çıkmış olmasında Trump etkisiyle bu sene polemikten uzak kalma isteği de etken olmuş olabilir. Öyle ki her sene gördüğümüz ırkçılıkla ilgili filmlerden herhangi biri bu sene en iyi film kategorisinde yarışmıyor. Tabii bunu geçen sene bu filmlerin, söz konusu kategoride ağırlıkla yer almış olmasına da bağlayabiliriz. Fakat bu çeşitlilik içinde bu konuya vurgu yapan tek bir film olmaması ister istemez göze batıyor. Henüz izleyemediğim Get Out’ta böyle bir vurgu olacak gibi hissediyorum, izleyip göreceğiz.
  • Yüksek bütçeli yapımlarla mütevazi bütçeli yapımların birbiriyle yarıştığı bir sezon olacak.
  • Shape of Water ve Get Out’ta olağanüstü olayları izlerken diğerlerinde günlük, hayatın içinden gerçek insan hikayelerini izleyeceğiz, gençlikten yetişkinliğe geçerken varolma mücadelelerine şahitlik edeceğiz.

Tüm bunların içinden bakalım sezonu şampiyon olarak hangi film bitirecek? Bu zamana kadar hiçbir zaman eşit bir dağılım görmedik, bu sene de göreceğimizi zannetmiyorum, mutlaka bir şampiyon olacak.

Son sözü yabancı dilde en iyi filme ayırdım. Her ne kadar Almanya, Fransa yapımı da olsa yönetmeni ve senaryo yazarı olarak Fatih Akın’dan dolayı gönül bağımız olan In the Fade ise şimdiden yabancı dilde en iyi film dalındaki parlayan yıldız! Yeteneğine ek olarak içtenliği, samimiyeti ve hiç kaybetmediği heyecanına hayran olduğumuz Fatih Akın’a da sezon boyunca iyi şanslar diliyoruz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: GOLDEN GLOBE ÖDÜLLERİ 2018, NEDEN SİYAH GİYDİLER?

Kaynak: imdb

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up