İLHAM VEREN HİKAYELER YURTDIŞI GÜNLÜKLERİ & GEZGİNLER

Sezi’nin Anadolu ve Afrika Yolculukları ve Böğürtlen Çocuklar

Bu söyleşinin başlığına ‘İş Dışında Neler Yapıyorsun?’ diyerek başlamak istemedim. Çünkü Sezi’nin yaptıkları ne iş dışında yaptığı bir hobi, ne de hobisinden işe çevirdiği farklı bir meslek. Bu onun hayatı.

Sezi Kalkavan’la ilk tanışmam sosyal medyada bir arkadaşım paylaştığı post üzerine oldu. Sezi, Afrika’ya çocuklara götürmek üzere yazlık kıyafet topluyordu. Sarı saçlı, yeşil gözlü, sıcacık gülen ve yardım için kendini paralayan bu kızla sosyal medya arkadaşı olduk ve iletişimimiz devam etti. Sezi’yi o günden beri takip ediyorum ve her yolculuğunda keşke ben de gidebilsem diye düşünüyorum.

Uzun yıllar Sezi’nin tek başına Anadolu’da ve Afrika’da yaptıklarını, çocuklar ve kadınlar için sağladığı imkanları daha fazla kişi duysun, daha fazla kişi destek olsun. Artık bir dernek haline gelen ‘Şimdi”yi ve Sezi’yi gelin birlikte tanıyalım.

Merhaba Sezi, öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?

Merhaba, ismim Sezi. Nüfus cüzdanlarımızda yazan bilgiler bizi ne kadar tanımlar bilmiyorum. Sanırım kurduğumuz hayaller, seçtiğimiz günlük rutinler, yaşamdan beklediklerimiz ve yaşama verdiklerimiz bizi biz yapıyor. İzmir’de doğdum, uzun yıllar Bandırma’da yaşadık ailemle. Öğretmen çocuğuyum, ailen varlık mıydı sorusu çok geliyor, ailem varlıklıydı; duvarlar dolusu kitabımız, sevgimiz ve birbirimize duyduğumuz güven vardı. Büyüdüm. Hayat akıp gitti. Bir yandan da gündelik hayatıma paralel dünyayla hep bir meselem vardı benim.  ‘’En çok neyin yakınında yaşamak istiyorum. Hayatımla ne yapacağım? ’’ sorusunu kendime çok sordum ve bundan 20 sene önce 18 yaşındayken gönüllülük macerama başladım. Yaşadığım dünyayı , insanları anlamaya attığım bir adım beni ‘’şimdi ölsem mutlu ölürüm’’ dediğim yere getirdi.

Uzun zamandır çocuklara yardım için çeşitli şehirlere gidiyorsun. Hem Türkiye’nin dört bir yanına hem de Afrika’ya kadar ulaşıyorsun. Bu yolculuklar ne zaman, nasıl başladı?

Öncelikle benim için bunun bir yardım-iyilik-hayır işi olmadığını söylemek isterim. Göz hizasında gerçekleşen yan yana , birlikte , birbirimizi anlayarak kurduğumuz bir paylaşma ilişkisi bizimkisi. Biri diğerine yardım ediyorsa bu çocuklar, bu kadınlar, bu gençler yardım ediyor bize.

Bütün serüven üniversitedeyken gittiğim Diyarbakır’la başladı. Sokakta tanıştığım ve sonra ailesiyle tanışıp kaynaştığımız bir küçük çocuğun memleketiydi. Ne güzel yerlermiş. Dedim ki ‘’Dünya var! Dünya’nın ülkeleri, o ülkelerin ücra köyleri, oraların unutulmuş bu güzel insanları, çocukları, gençleri var! Ben öylece durmayacağım, bende varsa başkalarında neden olmasın? Kendi küçük dünyam ve gerçekliğim dışındaki hayatları da anlamaya, katkı sağlamaya çalışacağım.’’ dedim.

Şimdi artık ‘biz’ olduk. Yol arkadaşları, proje ortakları, gönüllüler, sponsorlar, bizi takip eden destekleyen herkesle birlikte şahane bir aileyiz. Artık derneğimizi kurduk. Adını da Şimdi koyduk!

Sonra çevremi de harekete geçirerek okumaya istekli kardeşlerimizi bulmaya başladık. Anadolu’yu gezerek, liselerle, muhtarlarla, çevremizden duyduğumuz referanslarla okumaya istekli, maddi desteğe ihtiyaç duyan gençlerimiz için bir burs fonu oluşturdum. Şu ana kadar 160 kardeşimiz bu burslardan faydalandı.

Bu hiçbir dernek, kurum, kuruluş olmadan şahsi bağlantılar, gönüllüler, burs verenler ve öğrenciler arasında yürüttüğüm bir organizasyon. Türkiye’de Gaziantep, Erzurum ve Ordu’da okullarla eğitim, gelişim ve sosyal destek projeleri yürütüyoruz yıllardır.

4 sene önce de Afrika serüvenim başladı. Yolda olmak ve nefesini niyetine üflemek yetiyor. Yoldayım, yoldayız, yol bize gösteriyor nereye, kimle gideceğimizi zaten… ‘Ben’ diye bahsetmemin sebebi ilk başta yalnız olmamdan kaynaklı. Süreç tamamen benim üstümden işlediği için her şeyi kendim yapmaya, koşturmaya alışmışım. Şimdi artık ‘biz’ olduk. Yol arkadaşları, proje ortakları, gönüllüler, sponsorlar, bizi takip eden destekleyen herkesle birlikte şahane bir aileyiz. Artık derneğimizi kurduk. Adını da Şimdi koyduk! Ne yapacaksak şimdi yapmalıyız çünkü.

Kendi psikolojini nasıl koruyorsun? Nasıl delirmiyorsun?

Şimdi kendime, kalbime, kafamın içindekilere bir daha bakıyorum; galiba koruyamıyorum:) Delirmiş de olabilirim:) Dengeyi huzurda, biz olma duygusunda, tüm bu kaosun yıkımın acının içindeki güzel olanı umudu bulmaya çalışarak yapıyorum. Denize kaçarak, dağlara, yaylalara çıkarak, köylere gidip damlarda uyuyarak, bir kaç gün evde sessizce kendimle kalarak. Bilir kişi değilim, kendi yolculuğumda yaşadıklarım ve ruhumu, aklımı, bedenimi hizada tutmak için yıllar içinde yöntemler geliştirdim. Bir ahenk var. Dünya tüm kusurlarına rağmen bize muhteşem şeyler sunabiliyor; kötülük kadar iyilik de var!

Umutsuzluk bizi dibe çektikçe insanlığa tutunalım diyorum. Bilgi yani salt bilgi insanı yalnızlaştırıyor, keşke o bilgileri yaşamanın, dünyanın ruhuyla harmanlasak… Yıllar önce Sibirya’da yaşlı bir kadın beni köyde evinin önünde durdurmuş elini aniden karnımın üstüne koymuştu. Hissettiğim sıcaklığı anlatamam. Öyle fazlaca spiritüel bir tip değilim ama bir kaç ay önce karnımdan bir ameliyat geçirmiştim ve bunu kimsenin bilme imkanı yoktu. Bilmeden bilenler var.

Biz konferans konferans gezip, havalı cümleler kurmayı becerdik de Karadeniz’de bir ninenin çay tarlasını sel aldığında “ oldu bitti cancağzım, canım acıyor ama toprak bu yine bana çay verecek” diye ağlayışından öğreneceğiz ne öğreneceksek.

Böyle atanamamış filozof gibi konuşmak da kolay yani.  Bilme-yapma ve olma tüm yolculuğumuz.

Kendime yeni yıl dileğim ; sevgi dilini daha çok yerleştirmek bu eylemelere.

Bir paylaşımında görmüştüm, bunun senin için bir hobi değil, senin yaşam biçimin olduğunu, bu çocuklara gönül verdiğinden bahsediyordun. Bu duygularından biraz bahseder misin?

Bence bu işin şöyle kademelendirmesi var. Diyelim bir mesele var: sokak hayvanları, aç çocuklar, tükenen ormanlar, yanlış şehirleşme, çevrecilik, insan hakları gibi. O konuyla ilgili önce cehalet evresinde oluyoruz. Haberimiz yok, bilmiyoruz çünkü kafa rahat. Sonra bunu duyuyor, denk geliyor haberdar oluyoruz. Şok veya inkar anı diyorum ben bu aşamaya; bazen de çıkarlar ve etik değerler çarpışıyor o an. (Benim nasıl elde edildiğini yaklaşık olarak bilmeme rağmen kaz tüyü mont giymeye devam etmem ve o konudaki paylaşımlara özellikle bakmama gibi şu an), çok zaman bu aşamada kalıyoruz. Konfor alanı bu çünkü.

Eğer ardından gelirse Merak aşaması geliyor, bu cesaret istiyor işte… Parmağımdaki bu parlayan taş nasıl üretildi ? Merak aşamasından sonra, Bilgi , Empati ve Farkındalık geliyor. Hop şimdi geldik en önemli ilk eşiğe! Bu farkındalığı şimdi ne yapacağız? Öyle kalırsak suçluluk duygusuna benzer bir iç ağırlık yapar. Ama bir kanal bulur da eylem aşamasına geçersek akış başlamış oluyor. GÖNÜLLÜ oluyoruz. Gönül veriyoruz. Eyleme geçiyoruz. Bir şeylere hizmet ediyoruz. Olduk mu sana şimdi AKTİVİST! Hareket hareketi besliyor. İyice içine daldıkça bu sefer öğrendiğimiz, gördüğümüz şeyler bizi değiştiriyor, duvara çarpıyor, taraf oluyoruz çünkü artık, uykularımız kaçıyor, isyan ediyoruz, bu böyle olmamalı, bu bu yüzden, şunun yüzünden bu böyle diyor ve suçlu arıyoruz, sisteme kızıyoruz ve gönüllülük, aktivistlik aşamalarından sonra ANARŞİSTLİK geliyor. Düşünce düzeyinde, sosyal medyada, yazıda ya da eylemde.

İşte mühim olan, benim de öğrenmeye anlamaya uygulamaya çalıştığım asıl mesele belki bu! Kalbimde gönüllülükte, eylemlerimde aktivistlikte kalmak ve elimde olmadan da olsa zihnimin içinde anarşistliğe kaydığımda kimseye çaktırmadan gidip tuvalette 5 dakika kendimle konuşup sağaltıp, dengemi bulmaya çalışıyorum

Elimde değil bu…Bazen o restoranlarda tıka basa tabaklara, ışıltılı vitrinlere, dev oyuncak mağazalarında hiçbir şeye doymayan ve hep isteyen çocukları gördüğümde o vitrinleri yere indirmek geliyor içimden… 

Aslında başkalarının ne yaptığı, ne yapmadığı olmamalı meselemiz. Kendi seçimlerimizle ilgili meselemiz, ancak kendimize yükleyebiliriz ve aynı zamanda kendimize şefkat ve esneklik de sağlayabilmeliyiz.

Sosyal medyada paylaşımlarını gördüğüm kadarıyla yolculukların öncesinde evin yardım torbaları yığını haline geliyor. Ne kadar güzel bu kadar çok insana ulaşabilmen ama aynı zamanda çok zor. Süreci nasıl yönetiyorsun? Kaç kişilik bir ekip olarak gidiyorsunuz?

Yönetemiyorum 😊 Yılda 6 kez Afrika’ya gidiyorum , buna ilaveten ülkemizdeki okullardaki miniklerimiz ve gençlerimiz var. Onlar için sürdürülebilir projeler yapalım diye yola çıktık ama kış günü terlikle okula gelen bir çocuk için de artık proje geliştirmeyelim! Senin benim çocuklarımızın pırıl pırıl ayakkabıları var. Paylaşalım diye duyuru yapıyorum. Sosyal medya sağolsun benim ev doluyor doluyor; haftalarca evde oyuncak, tonlarca kıyafet yazlık kışlık, ayakkabı derken ben patlıyorum.

Her seferinde bir yandan yüksek sesle gülüyor, ağlıyor , ağrıyan bileklerime, torba torba tonlarca eşya yığını arasında Afrika ve Anadolu valizlerine veya kolilere bu eşyaları yerleştiriyoruz gelen gönüllü arkadaşlarımla. Yol arkadaşları iyidir. Hayatta en büyük şansım tanıştığım koca yürekli bu insanlar! İyi ki varlar! Her seyahatte artık yeni kurduğumuz derneğimizdeki arkadaşlarım ve uzun yıllardır bizi destekleyen veya sosyal medya sayesinde yeni tanıştığımız gönüllülerimizle gidiyoruz.

Afrika dünyanın bir ucu, oradaki insanlarla iletişimi nasıl sağladın? Nereye gideceğine, nereden başlayacağına nasıl karar verdin?

Öncelikle hep gitmek istediğim ülke Gana’ydı. Gana batı Afrika’da bir ülke, kölelik gibi yüzlerce yıl devam eden bir insanlık utancının ana limanlarından biri. Arkasından gelen sömürgecilik dönemi, çok şeyler yaşanmış o topraklarda ama yaşama yine de öfkeyle , hınçla bağlı değiller. Aynı zamanda Gana bağımsızlığına kavuşan ilk Afrika ülkesi. İç savaş yok, gelişmeye kendi ayakları üstünde durmaya çalışıyor. O altın sahiller denen topraklara ayak basmak , yere öylece oturup bir durmak, hissetmek istiyordum Afrika’yı.

Google’a İngilizce ‘’Gönüllü çalışma, çocuk bakımı, Gana’’ yazdım. İlk bulduğum adrese tıkladım, bir balıkçı köyünün yamacında 64 çocuğun olduğu bir yetimhane. Eşime bile söylemeden biletimi aldım. Akşam eve gidince gönüllü gideceğim yeri buldum dedim. Valla çok sabırlı adammış 12 senedir evliyiz, bir gün ne ‘Ne Erzurum’u, Ne Hatay’ı? otur evinde’ demediği gibi, yıllardır tüm projelerde hep yanımda yamacımda en büyük destekçim oldu. Afrika’ya ilk gidişim tabi biraz deli gidişiydi. Tek bir insanı tanımadan ve sıfır bağlantıyla, cep telefonumu evde başucumda bırakıp gittim. O çocuklara sevgim beni ben yaptı. Kalbimin içine Afrika kazındı.

Sanırım hep aynı çocukların yanına gidiyorsun değil mi? Bize biraz oradaki çocuklarından ve yaşadıkları zorluklardan bahseder misin?

Aynı çocukların yanına gidiyorum. Çünkü ben kendi katkı sağlama biçimimde durmadan farklı farklı şehir ve ülkelerde yapılan gönüllü seyahatleri tercih etmiyorum. Öylesi doğrudur, yanlıştır ben bilemem. Çok kişisel tercihler. Ben bir yerde insanlarla tanıştığım zaman bağ kuruyorum, merak ediyorum, ben oradan çıktıktan sonra o çocuklara ne olduğunu. Okula gidebilecekler mi, sağlık durumları ne? Ben ne yapabilirim? Ne yaparsak uzun vadeli fayda sağlarız? Böyle düşündüğüm için o köyü ve o çocukları merkez alarak projeler geliştirmeye ve yavaş yavaş çemberi genişletmeye başladım. Gana- Senya Bereku’da o balıkçı köyünün yamaçlarında o evde benim onları düşündükçe kalbimin gümbürdediği 65 çocuk var! O çocuklar benim çocuklarım, canımın içleri, yaşama nedenim onlar benim.  Yetimhanemiz, onun yanında bir ilkokulumuz, şimdi devam eden lise inşaatımız var. Köydeki kadınlarımız için kurduğumuz bir meslek edinme atölyemiz ve bir futbol takımımız.

 

Afrika zor. Dünyanın sistematik bir biçimde yokluğa mahkum edilmiş topraklarında delirmeden çalışmak çok zor. Temiz su ve gıda hala büyük sorun. Basit hastalıklardan kuş gibi düşüp ölüyor çocuklar.  60 TL yıllık sağlık sigortası bedeli. Bana bazen soruyorlar, size yardım etmek isteriz ama çok paramız yok. İçimden ağlamak geliyor; 60 liranız da mı yok? Türkiye’deki burs fonumuzda yatılı okuyan lise öğrencilerimize aylık desteğimiz 70-100 TL . Bu para o gencin hafta sonu okuldan çıkıp şehirde arkadaşlarıyla bir hamburger yemesi, bir çay içmesi demek. 30 TL şu an inşaatı devam eden lise inşaatımız için bir torba çimento, kadınlar için kurduğumuz meslek edinme atölyemizdeki kadınlar için bir dikiş makinesi, çalışkan bir öğrencinin okul kitapları, 8 yaşında ve  2 senedir kaçırıldığı yerde zorla çalıştırılan bir çocuğun ailesine kavuşması için her kuruşu bir araya getirdiğimize değer.

Afrika’da zorluklar çok ama kolaylıklar da çok. İnsanlar sıcak, sade ve paylaşmayı biliyor. Onların ruhları bizlerden çok daha zengin. En aç insan bir parça yemek yiyor olsun, yanına gidin ben de açım deyin hemen sizinle paylaşır. Çok şey öğrendim bu insanlardan. Ben zaman zaman kısa sistem hataları versem de çoğunlukla iyimser kalmaya çalışan, umuda ve şimdi yapabileceklerimize odaklanmayı seçen biriyim. Çünkü inanmazsam yaşayamam…

 

Dünyayı nasıl görüyorsak tam da öyle karşılık veriyor bize. Salakça bir yaşam coşkusu değil bu aksine, gördüklerimden kalbimin ezildiği, uykulardan ağlayarak uyandığım çok şeye tanık oluyorum. Sanmam ki başka bir insan benim kadar ağlıyor olsun…Ama bir o kadar da gülüyorum.

Bize yaşamayı hep olumlu, mutlu duyguları yaşadığımız bir panayır olmalıymış gibi kakaladılar. Bazen hiç kaçmadan o acıyı alıp içimize bir durmak lazım belki de. Dünyanın çocukları neler yaşıyor? Ne hissediyorum? Üzgünüm. Üzül ve ağla.

Bunu yaşadıktan sonra belki eylem gelecek. Ama genelde dünyanın kötülüğü karşısında kalakalıyoruz. Çünkü çok kavramsal çok büyük bir şey dünyanın kötülüğü. Elden bir şey gelmez o zaman. Bıktık artık kötülük okumaktan, dramdan yılgınız… Böyle umutsuz ve karanlıkta yaşanamaz ki. Bunu reddediyorum ben. Sen ben biz bitmedik ki daha! Bir şeylere karşı olmak yetmez, neyin parçasıyız belki onu bulmamız gerekiyor tam da şimdi. Fen lisesini dereceyle kazanmış Erzurum’lu bir çoban kızının okuyup hayallerindeki gibi bir matematik öğretmeni olması için yaşanabilir. Dünyanın kurtulması umurumda bile değil benim. Bu gençler, bu çocuklar için yapmalıyız yüreğimizden geleni. Haticenin, Elif’in, Selim’in, Abba’nın dünyasını kurtarabiliriz diyorum ben.

Sadece buradan kıyafet götürmekle kalmıyor orada çocukları kölelikten bile kurtarıp, onlara okul inşaa ettiniz! Oradaki aktivitelerinizden biraz söz eder misin?

Yapmaya çalıştığımız şey öncelikle ihtiyacı anlayıp uzun vadeli fayda sağlayacak, yaşamı dönüştürecek, kendi kendine yeten, sürdürebilir çözümler bulmak. Yapmayalım demiyorum ama bir anneye bir valiz dolusu mama vermek yerine (onu da verelim tabii, biri diğerine mani değil) çocuğuna bakacak kadar bir gelir elde ettiği bir iş bulabilmek çok daha önemli. Bir okul demek yüzlerce çocuğun eğitim alması demek. Su, tarım ve eğitim projeleri insanları bize bağımlı olmadan, emek vererek sürece dahil olmalarını sağlıyor. Yardım bir kere yapılıyor, siz o parayı, yiyeceği kıyafeti verdikten sonra o aileye ne olacak? Yarını hedeflemek lazım.

Dünyada bugün köle olarak çalıştırılan insan sayısı en iyimser tahminle 40.000.000. Kölelikten kastettiğimin bir fabrikada günde 1 dolara çalıştırılan çocuk olmadığını söylemek isterim. Ailesinden köyünden alınıp, zorla, şiddet görerek çalıştırılan çocuklar.

Kölelik kelimesi içimi çok acıtıyor ama insanlar bilsin istiyorum. Artık susmayalım. Modern dünyada bugün hala insanların alınıp satılıyor olmasının farkında olalım.

Madenler başta olmak üzere, kahve, kakao, deniz ürünleri ve çeşitli sektörlerde; seks kölesi olarak, evlerde hizmet etmek üzere, organları için ve çok çok acı şiddet ve en uç sapkınlık ögelerini içeren amaçlar için kullanılmak üzere her gün insanlar satılıyor, kaçırılıyor, kandırılıyor.

Free the kids isimli organizasyonumuz bu çocukları bulup, çeşitli yollarla geri kazanıp/kaçırıp rehabilitasyon süreçlerinden sonra uygun ise ailelerine ya da mevcut yetimhanelere teslim ediyor. Sonrasında sağlık ve okul süreçlerini, gelişimlerini takip ederek bu çocuklara özgür yeni bir yaşam şansı vermeyi hedefliyor.

Yüzlerce kere söylediğim gibi ‘biz’ dilini kullanmak çok önemli ancak o zamanda siz kimsiniz soru işaretleri oluşmaya başlıyor. Arkanızda kim var vs vs. Ben ve arkadaşlarım var. Hiç bir ideolojik, milli, dini ayrım yok bizim hayata bakışımızda. Benim arkamda sosyal medyada tanışıp ruh kardeşim dediğim insanlar var. Arkamızda bu satırları okuyanlar var, seven , paylaşan ve emek harcayanlar var. Yanımda yol arkadaşlarım, destekçilerim var. Koray, Hülya, Ayşegül, Selin, Melis, Dila, Hayri , Gamze, Kerim, Aslı, Hande, Burçe, Sezen, Güliz, Lora, Ayse Sultan, ilke, Hikmet, Hakkı, Müge, Burcu, Melis , Apo , Sema, Cemil, Mehmet Ali, Mehmet Tikenoğlu var. İnsanlık var arkamızda. Çocuk gülüşleri var… Umut ve çaba var. Yılmamak var. Sevmek ve emek var.

Senin için de şartlar özellikle en başlarda zorlayıcı olmalı. Nasıl başa çıktın bu durumla? Hiç korkmadın mı?

Hani böyle hoppadak vodoo kabilelerinin köylerine dalıyorum, savaş bölgelerine gidiyorum, hiç bilmediğim ülkelerde hiç tanımadığım mahallelerde kapıları çalıp evlere giriyorum ama dünyanın da en tırsak insanıyım bi yandan. Böcekten , solucandan , karanlıktan çok korkuyorum mesela. Afrikaya ilk gidişlerim de şartlar daha iyileşmeden önce tuvalet dışarıda olduğu ve akşamları elektrik olmadığı için ranza tepesinde karanlıkta sabaha kadar ağlıyordum😊 İnsandan zerre korkmuyorum, seviyorum, içlerine dalıyorum ama aynı şeyi sıtma sinekleri için söyleyemeyeceğim😊

Mesele başa çıkmak değil sanırım korkuna rağmen yapabilmek. Mesafeler uzun, araçlar konforsuz… Birkaç arkadaşımız adına kestirdiğimiz kurbanlarla kamyonet arkasında o sıcakta , elimiz belimiz kopa kopa gittiğimiz saatler, kargacık burgacık köy yolları, inşaat malzemeleri pazarlıkları, kum demir çimento kavgaları, hastaneye taşıdığımız o yavrular, sıcak, yorgunluk, duygusal çöküşler ve gece yarısı yorgun argın eve döndüğümüzde bu sefer çocuklarımızın sarılıp bizi okşayıp sevip şefkat göstermeleri…

Uzun yıllar tek başıma Anadoludaki okullarda rehber öğretmenlerle okul müdürleriyle kol kola yürüttüğümüz çalışmalarda, Afrikanın köylerinde yaşadığım bu mücadeye şimdi yol arkadaşlarım dahil oldu. Yalnız değilim. Yalnız değiliz. Bunu hissetmek çok güzel.

 Afrika dışında gittiğiniz başka bölgeler de var mı?

Yılda 6 kez Gana ‘ya köyüme, çocuklarımıza gidiyorum. Bunun dışında çok yakında Zanzibar’da faaliyet gösteren ve projelerde iş birliği içinde çalıştığımız İdea Universal’ın su ve kalkınma projeleri için Tanzanya’ya gideceğiz. Ancak Gana’da şu an bir yetimhane, bir ilkokul, devam eden bir lise inşaatı, bir futbol takımı, köydeki kadınlar için meslek edinme atölyemiz, su projemiz ve çocuklar için özgürlük organizasyonumuz var.

Türkiye’de de burs fonumuz, Ordu, Erzurum, Mardin , Gaziantep’te eğitim destek projelerimiz, çocuklar için sanat projelerimiz var. Hedefimiz dernekteki yönetici ve kurucu arkadaşlarımızda bu projeleri detaylandırp büyütmek ve öncelikle bu projelere daha çok destek bulmak.

Bir yandan Türkiye’de de bir hayatınız var, daha önce ne iş yapıyordunuz? Şuan kurumsal hayatınız devam etmiyor sanırım?

Eğitimini aldığım alan turizm. Zaten uzun yıllar otelcilik, yieyecek içecek ve mağazacılık alanında çalıştım. Araya birkaç senelik bir Rusya macerası girdi, o holding senin bu holding benim derken 18 sene uçuşarak geçip gitmiş. Son yıllarda öğrenme gelişim ve eğitim alanlarında derinleşmeye çalışıyordum. 3 sene önce kurumsal hayat beni bırakınca kendi eğitim danışmanlık işimi kurdum. İnsanı anlama ve değer katma merakıma çok uygun bir iş eğitim. Hem de projelerime yani asıl yaşam amacıma daha çok zamanım kalıyor böylece.

Bir dahaki Afrika yolculuğunda seninle gelmek isteyen bir gönüllü olursa sana katılabilir mi, yanınıza bu şekilde yabancıları alıyor musunuz?

Hem Afrika hem de Türkiye için gönüllülerimiz seyahatlerimize katılabilir. Afrika tabi lojistik olarak daha zor ancak Anadolu’daki projelerimize günü birlik gelip dönmek mümkün.

Gelemeyenler nasıl destek olabilir? Çocuklara nasıl daha fazla yardım ulaştırabiliriz?

Gelemeyenler katkı sağlayabilir. Bağışta bulunabilir. Maddi veya ihtiyaç olan ürünlerin satın almasına destek olarak. Sevgi cümleleri çok güzel ama hasta bir çocuğun hastane faturasını pembe kalp koyarak ödeyemiyoruz ne yazık ki. Damlaya damlaya göl oluyor. Güzel olan birlikte çok güzel umut dolu şeylere destek oluyor olmamız.

Henüz dernek web sitemiz ve sosyal medya sayfalarımızı oluşturmadık. Sezi Kalkavan (Seziland) üstünden takip edebilirler. Dernek hesaplarımız da artık aktif. Yorgun ama umut doluyum. İyi ki varsınız, bu çocuklar gençler iyi ki varlar, iyi ki biz varız!

Kısaca -ben hiçbir şeyi de kısa anlatamıyorum galiba zaten kimse buraya kadar okumamıştır 🙂 -nefret ve yıkıcı enerjiye kaymadan biz dilini ve umut dilini konuşarak koruruz dengemizi. Ben kendi dilim döndüğünce yazdım, uzmanlar o öyle değil bu böyle derse başımla bir ben de doğrusunu öğrenmiş olurum. Kendi yolculuğumda bu bocalamaları, bu oluşları, bu duygularla bu düşüncelerle yaşıyorum onu paylaşmak istedim sadece. Ve çoğunu da şu an sana yazarken ilk defa bu kristal berraklıkta kendime de söylemiş , hatırlatmış oldum. Sağol Ezgi ve Urban Melody ❤

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: UZAKLAR, MADAGASKAR

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up