AFRİKA GEZ-GÖR

Uzaklar: Madagaskar

Seyşeller’den yola çıkarak bir günlük deniz yolculuğundan sonra, dünyanın dördüncü büyük adası, Afrika’nın en fakir ülkesi Madagaskar’dayız. Yaklaşık 100 milyon yıl önce Afrika ana karasından ayrılan ülke aslında koca bir kıta. Eşsiz bitki örtüsü ve canlı türleri ile muhteşem bir doğaya sahip.  Kakao, vanilya, kahve cenneti olan adada halkın %84’ü kırsal kesimde yaşıyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: Seyşel Adaları

Madagaskar’da teknoloji yok. Elektriksiz bölgeler çoğunlukta. Su problem. Gaz olmadığı için yemekler odun ateşinde pişiriliyor ve gece olduğunda her yer karanlığa bürünüyor. Ülkede 18 etnik grup bulunuyor. Nüfusun %70’i günlük 1 dolarlık gelirle yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Buna karşılık okuma-yazma oranı %80.

Madagaskar’da iki mevsim var. Sıcak (yağışlı) mevsim ve soğuk (kurak) mevsim. Sıcak mevsim, günlük yağmurlar ve fırtınalar dönemi. Bu mevsim, yüksek yaylalarda, Kasım sonundan Nisan sonuna kadar devam ediyor. Soğuk mevsim ise, Nisan’dan Kasım’a kadar devam ediyor. Madagaskar’a gitmek için en uygun zaman aralığının Nisan-Mayıs ayları.

Adada yaşayan canlıların %95’i endemik ve sadece buraya özgü. Buradaki bitki ve hayvan türleri dünyanın başka hiç bir yerinde bulunmuyor. Lemurlar Madagaskar’ın simgesi olan hayvanlar,  koruma altına alınmış. Baobab ağaçları 2000-2500 sene yaşıyor. En önemli özellikleri ateşe dayanıklı oluşları. Madagaskar’ın başkenti Antananarivo’da havaalanı bulunuyor.

NOSY BE

Araçlarla adanın basit yaşam koşullarını ve kültürünü keşfetmek, Nosy Be’nin büyüleyici yüzünü görmek üzere yola çıkarken, gemiden ilk aldığımız eşyamız şemsiyelerimiz. Muson yağmurları bize göz açtırmamaya kararlı. Allahtan kısa bir süre sonra güneş çıkıyor ve her yer yemyeşil, pırıl pırıl..

Nosy Be adası’nın Malagaşi dilindeki anlamı, “Big Island” Büyük Ada demektir.

Nosy Be Kuzeybatıda bir ada. Bölgenin balinaların geçiş yolu olduğu söyleniyor. Ülkenin en önemli turistik yeri. Otel, dalış bölgesi ve deniziyle bir sürü güzellikleri yaşamak mümkün. Nosy Be’de Antanambe köyüne  giderken yol boyunca şekerkamışı tarlalarına, göz kamaştırıcı beyaz coral plajların tropikal görüntülerine, Yılang-yılang ağaçlarına hayran olduk. Asıl kökeni Filipinler olan bu ağaç, 19.yy sonlarına doğru Fransızlar tarafından buraya getirilmiş. Çok güzel çiçekleri var. Destile edilerek çok kaliteli parfüm üretiminde kullanılıyorlar.  Adanın ikinci büyük şehri olan Dzamandar’ın yakınından geçerek bir rom destinasyon tesisine geliyoruz. Rom üretimi Nosy Be ekonomisi için büyük önem taşımakta.

 

Sonra bir tekneyle takımadaların kuzeyini keşfe çıkıyoruz ve Antanambe köyünde bir mola veriyoruz.

Burada Malagaşilerin evlerini nasıl yaptıkları, mutfağı, günlük yaşam ve el sanatları hakkında bilgi ediniyoruz. Sahilde kucaklarında çocuklarıyla turistlerden para beklentisi içindeki anneleri görüyoruz. O minik, güzel çocukları sevip, içimiz acıyarak oradan ayrılıyoruz.

Bir köyden diğer bir köye tekne ile gittik Nosy Be’de. Gel-git nedeniyle çekilmiş denizden tekneye yürüyerek gitmek enteresandı.

Nosy Be’ye dönüş yolunda, yöreye özgü granit kayaları gezip  Sakatia Plajını gördükten sonra programımızda dış dünyayla ilgisi olmayan büyüleyici bir otelin restoranında yemek ve yüzme molası var.

Burada Madagaskar’ın yerel mutfağıyla tanıştık. Bizi, yemek öncesi ülkenin yerel müziği ve danslarıyla karşıladılar. Genel olarak insanların kendisini ifade etmesinin en önemli kültürel yollarından biri müzik. Daha sonra ise Yerel dansları olan Saga dansını izledik.

Afrika, Uzak Doğu, Çin, Asya ve Avrupa mutfağı etkisiyle çeşitlenmiş Madagaskar mutfağının vazgeçilmez ana maddesi pirinç. Deniz ürünleri ve zencefil, köri- soğan- sarımsak-vanilya karışımı soslar ve çok çeşitli zengin meyve çeşitleri Madagaskar mutfağının özellikleri. Ülkede içecek olarak. Rom, şarap ve bira içiliyor.

Nosy Be’ye geldiğimizde bu kez merkezde bir halk pazarına uğruyoruz. Pazar son derece kalabalık. Pazarın bir bölümünde tezgahların üzerinde açıkta etler satılıyor. Fotoğraf makinamı hazırlayıp o bölüme koşuyorum. Karşılaştığım görüntü çok kötü. Etlerin üzerine sinekler konuyor  ve kötü koku nedeniyle içeri giremeden kendimi dışarıya atıyorum..

Sokaklarda insanların çektiği “Pus Pus” denilen bisiklete benzer araçlar, çıplak ayaklı kalabalıklar (Halkın doğası gereği ayakkabı girmiyorlar) arasından geçerek  Antsiranana-Diego Suarez’e gitmek üzere araçlarımıza yöneliyoruz.

ANTSIRANANA-DIEGO SUAREZ

Genellikle Diego Suarez diye bilinen Antsiranana, 14.yy’da Portekizliler tarafından keşfedildi. Madagaskar’ın üçüncü büyük limanı olan bu yerde ve çevresinde 8000 kişi yaşamakta. Gezi  kozmopolit atmosferi, kolonyal döneme ait şehri tanıtıyor bizlere. Dünyanın en güzel üçüncü körfez olarak bilinen Diego Körfezi ve büyüleyici Sugar Loaf Adası’na hayran oluyoruz.

Diego Suarez’e giderken yine yağışlı ve çamurlu yollarda gidiyoruz ama bu, adanın renklerini, muhteşem doğasını, insanlarını gözlemlemlememize, bu enteresan ülkeyi görüntülememize ve keyif almamıza engel değil. Yol boyunca çamurlu yollarda satıcılar var. Kadınlar kadınlar…Hepsi rengarenk pareolarını satma derdinde.

 

500 yılık Baobab ağacını görmek ve fotoğraf çekimi için mola veriyoruz. Bu arada otların arasında, yağmur nedeniyle ortaya çıkan dev salyangozları görüyoruz.

Diego Surez’de bir balıkçı köyüne geldiğimizde volkanik kayalarla karşılaşıyoruz.Bu kayalardan doğal köprüler oluşmuş. Deniz kenarındaki kulübelerden birinde, kucağında çocuğuyla bir kadın, zannediyorum evi, verandada yaptığı resimleri sergilemekte. Kıyıda bir sürü sandal var, üzerlerinde rengarenk balık ağları…Erkekler ve çocuklar fırtınadan teknelerini korumak için uğraşmakta. Bir başka dünya burası ve buradan ayrılarak, kolonyal yapıların ve modern yapıların olduğu şehir merkezine doğru yola devam ediyoruz.

TAMATAVE

Toamasina (Tamatave) Madagaskar’ın doğu kıyılarında yer alan limanlar içerisinde tek doğal liman konumunda olan yer. Yaşanan şiddetli fırtınalarda neredeyse tamamen yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş bir şehir. Çok güzel ve etkileyici plajlara sahip. Beyaz kumlar, tropik sahiller, resifler turistler için ilgi çekici ve etkileyici. Köpekbalıklarına dikkat etmek gerekiyor. Özel plajları olan çok güzel oteller var. Gelişmemiş bir yer ve halk çok fakir olduğu için hırsızlığa karşı tedbirli olunmalı.

 

Merkezde, Joffre bulvarı boyunca yine kolonyal döneme ait meşhur bir oteli, Bağımsızlık Caddesi’ni, Ticaret Caddesi’ni gördükten sonra bir markete uğruyoruz. Burada çeşit çeşit baharatları, iyileştirici özelliğe sahip bitkileri, el işi örgü sepetleri ve bu adaya ait özellikte çeşitli hediyelik el emeği ürünü satın alma şansına sahip oluyoruz.

Tamatave’den 1898’de kurulan, benim sabırsızlıkla beklediğim, Ivolina Park’a gitme zamanı artık.  Yol boyunca sağlı sollu kulübeler görüyoruz. Evlerin içinde ve dışarıda çok fazla çocuk var. Ayakları çıplak, çamurun içinde açık havada masumca oynuyorlar. Sefalet diz boyu. Evlerin önünde taş yığınları ve kenarda bu taşları, elleriyle kıran kadınlar, erkekler ve çocuklar dikkatimizi çekiyor. Bir kaç kuruş kazanmak için bu taşları, asfalt yapımında kullanılmak üzere kırdıklarını öğreniyoruz. Tamatave’nin kırsalında, hayatın geçmişe göre pek fazla bir değişim göstermediğine şahit oluyoruz.

İvolina Park, hem hayvanat bahçesi hem de doğal yaşam alanı bölgesi. Çevre Eğitim Merkezi olmasının yanısıra kamp, kano turları, gündüz yürüyüş imkanı da sunmakta.

Park Ivolina Zoological’a geldiğimizde bizleri rengarenk giysileri içinde müzik yapan bir grup karşılıyor. Parka giriş ücreti 4 Dolar. Parkta, ender görülen bitki çeşitleri, lemurlar, sürüngenler, kaplumbağalar, her boyda yılanlar, bukalemunlar var. Doğal ortamlarında serbestçe dolaşıyorlar. Önce lemurları görmeye gidiyoruz. Yağmurdan korunmak için saklanan lemurlar yağmur durduğu için dışarı çıkıyorlar. Mavi gözlü siyah lemurlar, taçlı lemurlar, gri lemurlar, beyazlı kahverengi lemurlar ve daha büyük lemurlar hepsi buradalar. Diata adı verilen siyah, üzeri açık renkli bu adaya özgü kaplumbağalarla fotoğraf çektiriyoruz.

 

Adanın flora ve faunası hakkında en sağlıklı bilgileri, rehberimiz eşliğinde burada öğreniyoruz.

Şimdi sıra, bir bir gecelik deniz yolculuğundan sonra, Volkanik kaynaklı, jeolojik bir yapıya sahip olan Reunion Adasında.

Ve… Her limandan ayrılırken olduğu gibi,  Andrea Bocelli’nin, “Time to say goodbye” adlı şarkısıyla uzaklaşırken, yeni yerler ve yeni yaşamlar keşfetmenin mutluluğu, yaşanılan güzellikler vedanın hüznünü içinde barındıran duygularla, HOŞÇAKAL AFRİKA.. HOŞÇAKAL AFRİKA’nın GÜZEL VE YOKSUL İNSANLARI..

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up