ASYA GEZ-GÖR

Uzaklar: Ho Amcanın Ülkesi Vietnam

Vietnam dendiğinde çoğunlukla Amerika-Vietnam savaşı gelirdi akıllara..Ve yönetmen Barry Levinson’un 1987 yapımı, kara mizah tarzındaki unutulmaz filmi, baş rolde Robin Williams’ın unutulmaz repliği: Gooooood morning Vi-et naaaaaaaam!..Hey this is not a test, this is rock and roll! Time to rock it from the delta to the dmz!
Sonra arkasından James Brown başlar söylemeye, I feel good…Ünlü bir DJ olan Adrian Cronauer, Vietnam savaşı sırasında Saygon’a yollanır ve orada sabah çok erken saatlerde yayınlanan  Amerikan radyo yayınlarını  kendine özgü mizahi yayınlarıyla ilgi çekici, eğlenceli bir şova çevirir.

Amerikalı savaş pilotu Dieter Dangler’in hayatını anlatan 2006 yapımı Rescue Dawn ise bu konuda çekilen en iyi filmlerden bir diğeri. Oysa Güneydoğu Asya, Çin Hindi Yarımadasında ki bu ülkeyi gidip gördükten sonra Vietnam, artık Amerikan filmlerindekinden çok daha farklı bir anlam ifade ediyor benim için. Geçmişi savaşlar ve acılarla dolu bu ülkenin siyasi tarihine çok kısa da olsa göz atmadan olmazdı. Ben de öyle yaptım gitmeden önce…

Vietnam, Sosyalist Cumhuriyetle yönetilmekte ve tek yasal parti Vietnam Kominist Partisi (VKP). Başkenti Hanoi, resmi dili Vietnamca. Uzun yıllar Fransız sömürgesi altında kalması 1964 yılında Kuzey Vietnam devriye botlarının Tonkin Körfezinde seyreden ABD destroyeri “Maddox”a ateş açtığı iddiasıyla Amerika Birleşik Devletleri, Kuzey Vietnam’ı bombalamaya başlamış.1968’de ise Amerika’nın çekilmesiyle savaş sona ermiş.

Bu bilgiler ışığında, Önce Kamboçya’ya gideceğimiz için  Malezya havayolları ile Malezya’ya; sonrasında aktarmalı uçakla dünyanın en çiçekli kentine, adını liderinden alan Ho Chi Minh Kentine geldik. Ho Chi Minh ülkeyi Fransız sömürgecilerden kurtarmış, Vietnamlılar için çok önemli bir lider. Kahraman liderleri Ho Chi Minch’in isminin anlamı, Vietnamcada aydınlatan, ışığa kavuşturan demek ve ona Ho Amca diyorlar. Bu şehrin önceki ismi ise Saygon.

Küba’dan sonra ziyaret ettiğimiz ikinci sosyalist ülke Vietnam ama Küba’nın tersine burada kapitalizmin ülkeye girmesine pek engel olamamışlar. Tur otobüsümüzün demode, süslü perdeleri dışında..Büyük alışveriş merkezleri, dev reklam panoları ilk dikkat çeken unsurlar.

 

Ho Chi Minh’de yeni yıl Çin’de olduğu gibi (Vietnam bin yıllık Çin yönetiminde kalmış ve Çinlileşmiş) Şubat başında kutlanıyor. O nedenle her yer çiçekler içindeydi ve tüm caddeler rengarenk süslenmişti. Bu süsler arasında orak-çekiçli bayraklar da yerini almıştı. Şehir içi ulaşım ağı gelişmediği için, tuk tuk’lar ya da Cyclo gibi araçlar var.  Bunlar daha çok turistlerin tercih ettiği ulaşım araçları. Halkın çoğunluğu motosiklet, scooter ya da araba kullanıyor. Karmaşık bir trafik var. Motosiklet kullananlar kask takmaya önem veriyor ve çoğunluk maskeli. Kadınlar sıcağa rağmen mutlaka eldivenli. Beyaz ten rengini tercih ettikleri için, güneşten korunmaya çok dikkat ediyorlar. Bütün araçlar iç içe.. Her an bir motosikletle yüz yüzesiniz, tam bir kaos ve karmaşa..

Bu yüzden hırsızlık olayları da çok yaygın, yolda yürürken bir anda motosikletli biri gelip çantanızı çekebilir. Bu yüzden pasaport ve paranızı otelde kasanıza bırakmanız iyi olur. Yılbaşı gecesi sokaklardan motosiklet seli akıyordu. Müthiş bir sinerji. İki kişi, üç kişi, çocuklu dört kişilik bir aile, motosikletleriyle süslenmiş yeni yılı kutlamaya giden kızlar, erkekler… Çılgın bir kalabalığın içinde neye uğradığımızı şaşırmış, bu renkli ve hareketli ortamın ve yeni yılın büyüsüne kapılıp çok eğlendik.

Ho Chi Minh, egzotik Vietnam kültürünün ve Fransız esintilerinin hissedildiği güzel bir kent. Yerel restoranlar dışında çeşitli dünya mutfakları mevcut. Sokaklarda adım başı yemek pişirilip satılıyor ve halk alçak taburelerde oturup bu yemeklerden yiyor. Kültür merkezleri, opera binası, sanat galerileri, masaj salonları, alışveriş merkezlerinin olduğu modern bir şehir.

 

Ho Chi Minh’deki Notre Dome Katedrali, 1877 yılında Marsilya’dan getirilen tuğlalarla Fransızlar tarafından yapılmış. Halka açık ve ücretsiz. Öğlen yemeği saati ve hafta sonları kapalı. Katedralin hemen karşısındaki Postane Binası‘nın mimarı Eyfel Kulesi’ni de yapan Gustav Eifel. Tarihi ve görülmesi gereken bir bina. Yine bu çevrede çeşitli ünlü markaların satıldığı alışveriş merkezleri var.

Ben gitmedim ama vaktiniz varsa  Vietnam Müzesine gidebilir, müzede binlerce yıl öncesinden itibaren Vietnam’la ilgili tarihi bilgiye sahip olabilirsiniz. Yerli halkın Cho Lon dediği Saigon’un Chinatown bölgesi görülmesi gereken yerler arasında.

Saygon Savaş Müzesi’nde gördüğümüz Amerika savaşına ait fotoğraflar ise bizi tarifsiz acılara boğdu. Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, 3 milyon Vietnamlı ölmüş bu savaşta. En ağır kimyasal silahlar kullanılmış; napalm, portakal ve fosfor gazı bombaları.. Bu yüzden bu ülkede hala sakat doğumlar gerçekleşiyor.

Nick Ut tarafından çekilen, “Napalm Girl”  fotoğrafının önünde Amerika’ya lanetler okuduğumu itiraf etmeliyim!

 

Vietnam Savaşı’nın simgesi olan ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler’de iyi niyet elçisi görev yapan Kim Phuc, geçtiğimiz günlerde İstanbul’a geldi ve Zülfü Livaneli’nin sanatta 50. yılı nedeniyle Sarıyer’de düzenlenen ‘Barış ve Özgürlüğe Adanmış Bir Yaşam’ sempozyumuna katıldı.

Bugün ise Vietnam halkı, Amerika savaşını kazanmış olmanın gurunu yaşıyor. Bu haklı gururu, savaşın geçtiği yer Chu Chi’de bize bilgi veren ve bölgeyi gezdiren, savaşa katılmış bir görevlinin yüzünde görmek mümkündü..

Chu Chi tünellerine gitmeden önce Mekong Deltası‘na gittik.

Buraya Vietçe “Dokuz Ejder” Deltası denilmekte. Vietnam’ın yiyecek ambarı olan su ile kaplı, mevsimden mevsime değişiklik gösteren  bu bölgenin yüzölçümü 39 bin km kare. Delta gezisi, eğer bağımsız gittiyseniz,  Ho Chi Mihn’den alınabilen tur paketiyle de yapılabiliyor.

Cu Chi Tünelleri, “Viet Cong” kominist askeri birliklerinin kazdıkları tünellerdir. Tüneller Fransa’ya karşı verilen bağımsızlık savaşında ilk 1940 yılında kazılmaya başlanmış. Daha sonra 1960 yılında Amerika’ya karşı verilen savaş sırasında tekrar kazılmaya devam edilmiş. Ufak tefek birisinin ancak sığabileceği, 70 cm genişliğinde ve 90 cm yüksekliğinde daracık, üç katmandan oluşan bu tünellerin içinde mutfak, hastane ve çeşitli atölyeler bulunuyor.

 

Amerikalılar bütün gün bombardımana tutarken Kuzey Vietnamlılar ve Viet Konglar hayatta kalmak için bu tünellerde saklanıyorlardı. 250 kilometreyi bulan bu tünellerde en büyük gerilla savaşı yapılmış. Vietkong askerleri bir yerden diğer bir yere hep bu tüneller aracılığıyla gidip gelmiş ve Amerikan askerlerine baskınlar yaptıktan sonra yine bu tünellerde gözden kaybolmuşlar. O nedenle Chu Chi Tünelleri savaşın kazanılmasında büyük öneme sahip. Geniş ormanlık bir alanda bulunan bu bölgede Amerikan askerlerinden kalma bir tank,savaşta yapılmış çeşitli tuzaklar ve bir atış poligonu var. Ben o daracık tünellerden birine girdim. O insanların yaşadıklarını hissetmeme imkan var mı? Yok!..

Saygon’dan başkent Hanoi‘e yaptığımız uçak yolculuğundan sonra (Havaalanından şehir merkezine taksi ya da otobüsle ulaşmak mümkün) Ho Chi Minh Mozelesi’ni gördüğümüzde çok heyecanlandık. Çünkü o önce Fransızlara karşı verdiği mücadeleyi kazanmış daha sonra Amerikalılarla savaşmış, tıpkı adının anlamında olduğu gibi “Işığa kavuşturan” bir kahraman. Ho Chi Minh’in mumyalanmış cesedi şimdi burada, anıtın içinde bulunuyor.

 

Bu bölgede Ho Chi Minh Kompleksi yer almakta. Kompleks içinde; Başkanlık Sarayı, Ho Chi Minh Evleri, Ho Chi Minh Anıt Mezarı, Ho Chi Minh Müzesi, Parlamento, Ho Chi Minh Müzesi ve Pagoda bulunuyor. Bu şehir, Fransız sömürge yönetiminin merkezi olmuş. Nüfus yoğunluğu nedeniyle Vietnamın ikinci büyük şehri ve şehir Hoan Kiem gölü çevresinde kurulmuş. Ngoc Son Tapınağı burada.  Gölün bir diğer bölümünde Water Puppet Theater denilen, Su  Kukla gösterisi yapılıyor. Biz bu gösteriyi izlemedik fakat şehrin başka bir bölümünde, Vietnamlıların bin yıllık gelenekleri olan bir Su Kukla gösterisi izlediğimiz için mutluyum.

Gölün Eski Şehir tarafında, gölün içinde, kırmızı bir köprü ile ulaşılan küçük bir Konfüçyüs tapınağı “Ngoc Son Temple” görülmeli. 1225 yılında yapılmış bu tapınağın içindeki  küçük odada, bir cam kutu içinde, mumyalanmış dev bir kaplumbağa bulunmakta.Ho Chi Minh’de cami görmek ilginçti.

Cyclo denilen Vietnam’a özgü ucuz, üç tekerlekli bisikletler ile şehri gezmek mümkün. Önüne bir kişinin oturabileceği bir koltuk  ilave edilmiş basit bir ulaşım aracı olan bisikletlerin sürücüleri  yavaş gittiği için cyclo ile çevreyi izlemek mümkün.  Şehrin her yerinde ve özellikle eski şehir civarında cyclo sürücüsü bulunuyor.

Bu güzel, rengarenk, bir yanda kolonyal dönemin görüntülerinin olduğu şehirden aklımda kalan diğer görüntüler; sokaklarda oturmuş yemek yiyen, çiçek ve minik el arabalarıyla çeşit çeşit tropik meyvalar satan satıcılar, hediyelik eşya satan dükkanlar,  Dini simgelerle bezenmiş tapınaklar, Fransız mimari tarzındaki Başkanlık Sarayı, Hanoi Opera Binası, turistleri gezdiren kalabalık cyclo sürücüleri  ve en güzeli nazik güleryüzlü Konik hasır şapkalı Hanoi halkı..

Gidemediğim ama görülmesi önerilen diğer yerler: 

Hoi Chi Minh Müzesi, Etnografya Müzesi, Vietnam Kadınları Müzesi, Yakındaki Duonglam Antik Köyü,  Hanoi Antik Kenti.

Tonkin Körfezi içerisindeki Halong Bay bir doğa mucizesi adeta.. Unesco’nun Dünya Mirası listesinde olan bu körfez ve adacıklarda bir çok mağara olduğu söyleniyor.  Bu mağaralardan bir tanesini  körfez gezisi sonrasında, tepelerden birinde ziyaret ettik. Mağaradan çıktığınızda  yüksekten görünen  Halong Körfezini izlemek ömre bedel..  Dragon tipi teknelerle binlerce kireçtaşı adacıklar arasından geçerek körfez gezisinden dönerken kıyıya yaklaştığımızda çevremizi, geçimini teknelerinde meyve- sebze ve çok çeşitli deniz ürünleri satan satıcılar ya da inci satan kadınlar sardı. İncilerin sahte olduğunu sanmayın, gerçekten çok ucuz ve gerçekler!

İrili ufaklı bir çok adacıktan oluşan Halong körfezinde, o adacıkların arasında dolaşırken, teknenin üst katında şezlonga uzanıp, o muhteşem sessizliğin ve sakinliğin içinde gözlerimi kapatıp Ha Long körfezi ile ilgili efsaneyi düşünüyorum..

Çoook eskiden Vietnamlılar ülkelerini korumak için istilacılarla savaşmak zorunda kalıyorlar…Tanrı kendilerine Vietnam’ı kurtarmak üzere bir Ejdeha gönderiyor ve ejderha Vietnamlıları düşmanlarından kurtarıyor. Daha sonra ejderha buradan ve insanlardan ayrılmak istemiyor ve Halong Körfezinde kalıyor. Halong da zaten “İnen Ejderha” anlamına geliyor. Körfezdeki kayaların, ejderhanın sırtı olduğu söylenmekte.

Teknemiz yavaş yavaş üzeri zümrüt rengi yeşilliklerle kaplı bu adacıklar arasından süzülürken ruhum şimdiden başka denizlere, başka coğrafyalara yelken açmakta…

screen-shot-2017-01-07-at-00-04-12

 

 

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up