AVRUPA GEZ-GÖR

Turistik Amsterdam

Seneler önce Ocak ayında  Amsterdam’a gittiğimde şehirde kanallar donmuş, insanlar üstünde buz hokeyi oynuyorlardı. Daha sonra yazın ziyaret ettiğimde ise bambaşka bir Amsterdam’la karşılaştım. Haziran sonu olmasına rağmen ince kazak ya da ceket gibi bir şey şart, arada güneşte kaldığınızda t-shirtle de durulabiliyor ama ille yanınızda birşey olmalı.

Kanallarla kaplı, üçgen çatılı binalarıyla bence Amsterdam Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri. Aynı şekilde erkekleri de kadınları da bir o kadar güzel. Hem hiç yokuş olmaması hem de bisiklet yollarının tüm şehre yayılmış olması, bisiklet kiralama işini Amsterdam’a gidince ilk yapılması gereken şeylerden biri haline getiriyor. Zaten şehirde bisiklet kullanımı o kadar yaygın ki geçiş önceliği her zaman bisikletlinin. Hatta ilkokuldan itibaren çocuklara trafik ve bisiklet eğitimi veriliyormuş.


Ben Amsterdam’a Awakenings festivali için gitmiştim bu yüzden müze, galeri gezecek pek vaktim olmadı fakat tekrar gittiğim zaman görmek istediğim, Amsterdam’ın öne çıkan müzeleri şöyle:

Müze ve Galeriler:

Van Gogh Müzesi: Amsterdam’ın en popüler müzelerinden biri. Hollandalı Van Gogh’un en çok bilinen kendi portre çalışmaları ve manzara resimlerinin dışında sanatçının zaman içindeki gelişimini ve dönemin Van Gogh’a ilham veren ve Van Gogh’dan ilham alan sanatçıların eserlerini de görebiliriz.

Anne Frank’in Evi: Anne Frank 2.Dünya Savaşı sırasında ailesiyle birlikte 2 yıldan fazla bir süre bu evde Nazilerden saklanmak zorunda kalmış. Kitabını okuduğumda çok etkilenmiştim, her ne kadar müze gezmeyi sevmesem de bir dahaki Amsterdam seyahatimde mutlaka görmek istediğim bir yer.

Stedeljik Müzesi: Amsterdam’ın en büyük modern sanat galerisi olarak geçiyor. Sadece modern sanata dair değil aynı zamanda 1870 yılından günümüze kadar bir çok dalda eser bulmak mümkün. Chagall, Marlene Dumas, Kandinsky, Mondrian, Picasso, Pollock, Gerrit Rietveld, Warhol gibi sanatçıların çalışmaları yer alıyor.

Rijksmuseum: Hollanda için ulusal bir hazine olduğu kadar dünya tarihine ait de yüzlerce esere ev sahipliği yapan Amsterdam’ın en büyük ve popüler müzelerinden biri.

Heineken Experience: Burası 1988 yılına kadar dünyanın en çok bilinen bira markalarından biri olan Hollandalı Heineken’in genel merkeziymiş fakat daha sonra müzeye çevrilmiş. Adından da belli olduğu gibi burası klasik bir müze değil, ziyaretçilerine bir deneyim sunuyor. Heineken’in tarihçesinden bira yapımına, biranın nasıl doldurulduğundan interaktif oyunlara kadar bir çok farklı bölüm bulunuyor.

Sex Museum & Torture Museum: Diğer müzeler kadar uzun sıralara girmenize gerek olmayan, başka yerde pek rastlayamayacağınız değişik müzeler. Sex Museum’ın komik, Torture Museum’un ise Ortaçağ döneminin işkence aletlerini sergilediğinden biraz korkunç olduğu söyleniyor.

Vondelpark ve Bisiklet

Vondelpark, Amsterdam’ın en büyük parkı. Stedeljik, Rijksmuseum ve Van Gogh Müzesine çok yakın bir konumda. Daha önce de belirttiğim gibi Amsterdam tam bir bisiklet şehri ve gider gitmez bisiklet kiralarsanız burayı çok daha keyifli gezebilirsiniz. Vondelpark da bisikletle gezmek için en güzel yerlerden biri. Hatta eğer vaktiniz varsa ve hava güzelse şarap, peynir alıp parkta biraz takılın.

Yeme-İçme

Yine bir gezi yazısı olduğu için buradan sonraki tavsiyelerim, İyi Hisset bölümündeki önerilerimden biraz farklı olacak. Sadece birkaç günlük tatil olduğu için kendimizi mazur görüp, tatil sonrası hemen ertesi gün normal hayata yani sağlıklı beslenmeye dönmeyi öneririm. ‘Nasıl olsa bozduk, biraz daha devam edeyim’ demeyin diyerek restoran/cafe önerilerime başlıyorum…

Peynir: Eğer peynir seviyorsanız Amsterdam gerçek bir peynir cenneti! Hem sokak pazarlarında hem de dükkanlarda envaiçeşit peynir bulabilirsiniz. Gouda ve Edam Hollanda’nın en çok tanınan peynirleri ve Türkiye’ye göre çok daha uygun fiyata satın alabilirsiniz.

The Butcher: Hayatımda yediğim en iyi cheeseburger’ı burada yemiş olabilirim. Albert Cuypstraat pazarının kurulduğu sokakta büfe tarzı küçük bir dükkan, o yüzden bulması biraz zor. Muhteşem burgerler’n haricinde asıl bir de buranın secret bar’ı varmış. Arka tarafında bulunan ama pek de görülmeyen kapıdan içeri girdiğinizde standart bir burger’cıdan Amsterdam’ın en iyi kokteyl barlarından birine dönüşüyormuş. Maalesef ben burger’lar arasında kendimi kaybederken bu küçük gizli kapıyı kaçırmışım. Zaten öyle dümdüz gidip içeri girmek de mümkün değilmiş. Önce rezervasyon için mekana mail atmak gerekiyor. Eğer onaylarlarsa size bir password veriyorlar ve bu sayede gizli kapıdan iç kısma geçebiliyorsunuz.

Bagels & Beans: Kahvaltı için mekan mı arıyorsunuz? Bagels & Beans Amsterdam’daki farklı yerlerdeki şubeleriyle tam da bunun için yaratılmış bir yer. Çeşit çeşit bagel’ları ve içine eklenecek peynir, reçel malzemeleriyle çok lezzetli seçenekler sunuyor.

The Pancake Bakery: İster sabah kahvaltısına, ister öğlen yemeğine gidin ama buraya mutlaka gidin! Pancake’ler inanılmaz lezzetli ve çeşit çeşit, sanki pizzacı! Porsiyonlar çok büyük o yüzden önce tuzlu yiyeyim sonra da tatlıyı denerim hatasına düşmeyin, muhtemelen yiyemezsiniz. O yüzden yanınızdakilerle paylaşacak şekilde değişik değişik çeşitler söyleyin.

Omelegg: Kahvaltı için bir diğer favori mekan. Küçük, samimi bir yer, mutlaka sıra oluyor, menüde yumurta ve omletin her türlüsü var, kahvesi de çok güzel. Açık-küçük bir mutfakta 2 kişi hiç durmadan ardı ardına omlet yapıyor. Bizim yanımızda mutfağa koskoca bir kovada kırılmış omletler geldi, aramızda acaba kaç  yumurta var diye konuşmuştuk, kesin en az 200 vardı!

Pata Negra: Uygun fiyatlı, çeşit çeşit tapas yiyerek yanında da Sangria içmek isterseniz, Pata Negra Amsterdam’ın birçok tapas restoranı arasında en iyilerinden biri. Amsterdam’ın alışveriş lokasyonlarından biri olan Utrechtsestraat’ta bulunuyor ama turistler kadar lokallerin de gittiği bir mekan. Hollanda’da olup, İspanyol restoranına gidip, içeriden Yunan müziği gelmesi ilginçti tabi.

Nerede Kalmalı:

Conscious Hotel: Vondelpark’ın çok yakınında bulunan otelde sürdürülebilir enerji kullanılıyormuş. Geri dönüşümün ön plana çıktığı bu çevre dostu otelde enerji tasarruflu LED’ler, su tasarrufu sağlayan duş başlıkları ve yoğurt kaselerinden yapılma çalışma masaları bulunuyormuş. Giden arkadaşlarımın tavsiye ettiği, merkezi bir yerde bulunan şık ve güzel bir otel.

Park Plaza Hotel: Yine Vondelpark’a çok yakın, şık ve temiz bir otel. Önünden tramvay geçmesi de avantaj.

veya derseniz otelde kalmayayım, hem daha hesaplı olsun hem de Amsterdam’ı lokal gibi yaşayayım, o zaman en güzel seçenek airbnb evleri. Yüksek tavanlı, küçük balkonlu, ahşap ağırlıklı klasik bir Amsterdam evinde konaklamanız çok daha keyifli olabilir.


Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up