AVRUPA GEZ-GÖR

Drıes Van Noten’in Rotasıyla Antwerp

Antwerp (Anvers) adını duyardım da Vogue’da Dries van Noten ile yapılan röportajı okuyana kadar seyahat ajandama aldığım bir yer değildi. Ama tasarımlarını çok beğendiğim moda dünyasında ayrı bir duruşu olan van Noten’in tasarım evinin hala Antwerp’de olduğunu öğrenip üzerine de van Noten’in verdiği Antwerp rotasını okuyunca, soğuk falan dinlemeden seyahat planlandı biletler alındı.

Brüksel’e uçtuktan sonra sadece yarım saatlik bir tren yolculuğuyla Antwerp’e ulaşıyorsunuz. Şehir küçük, yürüyerek tüm şehri gezebilirsiniz. Siz yürüdükçe şehir sizde farklı Avrupa şehirlerinde geziyormuşsunuz hissi uyandırıyor. Ama gezinizin sonunda sizde kalacak hisler huzur ve sakinlik olacak ve kesinlikle yine geleceğim diye şehirden ayrılacaksınız.

Antwerp doğumlu Dries van Noten tam teşekküllü bir gezi programı yapmış. Siz nereden başlamak istersiniz bilemiyorum ama biz, 16. ve 1. yüzyılda eser vermiş ünlü ressam Rubens’in eviyle başladık. Van Noten, özellikle bu evin bahcesini ve peyzajını methetmiş, ettiği kadar da var. Kendi gözlerinizle görmeniz lazım, bahçeden içeri girince sanki zaman da değişiyor.  Çok iyi korunmuş olan bu dönem evinde sanatçılığın zor ama kıymeti bilinen günlerinde Rubens nasıl yaşamış fikir sahibi oluyorsunuz.

Buradan çıkıp, hemen paralel caddeye geçince kendinizi Meir denilen bölgenin göbeğinde buluyorsunuz, burada tabii ki biraz Van Noten’in rotasından sapıyoruz. Kendisinin high street brand denilen tüm markaların bulunduğu bir caddeyi tavsiye etmesini bekleyemezsiniz ama laf aramızda dünyada bilinen ama çok az ülkede bulunan Uniqlo, Brüksel’de bile yokken, burada var. Girmeden olmuyor, bir iki parça derken biraz zaman kaybediyoruz. Uniqlo’dan kendimizi dışarı zor atıp, tekrar rotamıza dönüyoruz.

 

Bu defa hedefimizde Philip’s Biscuits var, yine yürüyerek bu dükkanı buluyoruz. Aynen tavsiye edildiği gibi el şeklindeki bademli kurabiyelerden alıyoruz. Ama bununla da kalmıyoruz, bir de bizim çokomel diye bildiğimiz marshmallowlardan alıyoruz. Bitter Belçika çikolatası kaplı marshmallowların tadı dayanılmaz. Kurabiyeler çok lezzetli ama o kadar tereyağını neye koysanız güzel olur. İşin özü bu kurabiyeler, bildiğimiz butter cookieler… Fakat denemekten hiç bir zarar gelmez.

Oradan çıkıp çok da yakın olan yine Van Noten’in görmemizi salık verdiği 14. yüzyılda yapımına başlanmış ve aslında Barcelona’nın Sagra de Familia’sı gibi tamamlanamamış Cathedral of our Lady’e yöneliyoruz. Dışarıdan bir çok Avrupa ülkesinde gördüğünüz Gotik kathedrallerden çok da farklı olmayan bu kathedralin içine girince karşılaşacağınız göz kamaştıran beyazlığa şaşırabilirsiniz. Bildiğiniz Gotik kathedrallerden farklı olarak bu kathedralin içi kullanılan malzeme dolayısıyla oldukça aydınlık. Vitraylar bu beyaz zeminde adeta parlıyor.

Kathedralden çıkıp bir başka öneriye doğru yola çıkmışken Melkmark caddesinde kendimizi bir kez daha kaybediyoruz. Bu uzun caddeyi Londra’nın Soho’suyla karşılaştırsak hiç de haksız çıkmayız. Caddeyi bitirdiğinizde o Soho hissi sizin de içinizi kaplayacak.  Siz de benim gibi dergi sevenlerdenseniz, farklı dergiler takip ediyorsanız, aynen Soho’dakiler gibi bir magazine store var bu caddede, International Magazine Store. Adının sevimsizliğine bakmayın, dergi seçkisi harika, bu dergi cennetinde en avangard dergileri bile bulabilirsiniz!

Sezonluk olarak çıkan Love Magazine’i aldıktan sonra yola devam ediyoruz. bu caddede ilgimizi en çok çeken şey inanılmaz stil sahibi dovmeciler, dekorasyonlarına inanamazsınız. 19. yuzyıldan kalma salonlar gibi dekore edilmiş olanlar favorimiz oldu. Bu caddede arkadaşlarımla hoşumuza giden bir diğer şey de taşıyabilsek eve en az beş on parça götüreceğimiz mobilya mağazaları oldu.

Adeta bir tasarım vahasında bulduk kendimizi hem de hiç beklenmedik bir yerde! Bu caddeyle ilgili soyleyeceğim son şey, tamamını almadığımıza pişman olduğumuz antika tezgahı. Belki duymuşsunuzdur Belçika’nın antika pazarları oldukça meşhurdur. Burada çok iyi bir tane bulduk ama acemiliğimize geldi, sadece ikişer parça aldık, hala çok pişmanız.

 

Kendisi hakkında okuduğumuz bir ropartajıyla seyahate karar verdiğimiz Dries van Noten’in tasarım evine uğramadan dönemezdik. Köklerine ve doğduğu yere hala bağlı olan Van Noten, diğer yüksek moda tasarımcılarından farklı olarak, bence biraz da özgünlüğünü korumak amacıyla, başladığı yerden ayrılmamış. Şu anda Antwerp’in moda merkezi olarak kabul edilen Nationalestraat’da yer alan ve tasarımcının sahibi olduğu 19. yüzyıldan kalma binada butiği yer alıyor. Binanın üzerinde altın art nouveau harflerle Het Modepaleis yazıyor. Bir köşede yer alan bu binanın her iki tarafını butiğin vitrinleri kaplıyor. Van Noten’in sonbahar-kış koleksiyonunda bulunan moda çekimlerinin favori parçası leopar pantalonun da bulunduğu koleksiyonun parçaları tüm çekicilğiyle sergileniyordu.

Evet, durmak yok, yola devam; istikamet Museum aan de Stroom, 2011 yılında açılan ve Antwerp’e ait eserlerin sergilendiği bu müzenin, Vogue’un deyimiyle postmodern Art Deco binası bile tek başına görülmeye deger. Deniz kenarındaki bu binanın camdan yapılmış kavisleri hem içeriden hem de dışarıdan farklı ilüzyonlar yarataıyor. 10 katlı müzenin en üst katına çıktığınızda çatıya çıkıp açıkhavada çepeçevre Antwerp’i gorebiliyorsunuz. Göz alabildiğine bir düzlük, her köşeden Antwerp’in farklı yüzü karşınıza çıkıyor, aslında o kadar da küçük değilmiş diyorsunuz.

Anlatması kolay, gezmesi yorucu; müzeden çıktıktan sonra van Noten tavsiye ettiği Brasserie de Foyer’e gitmek için bir taksiye atlıyoruz. Hava kararıp soğukla beraber inceden bir yağmur da başlayınca yürüyüş meraklısı bizler pes ediyoruz. E tabi bir de akşam yemek rezervasyonu olunca biraz zaman kazanmak gerekiyor. Brasserie de Foyer, aslında Bourla tiyatrosunun fuayesinde bulunan bir brasserie, hiçbir sey için olmasa bile yüksek tavanı ve klasik iç mimarisi için bu mekanı görmeniz gerek. Biz bir aperitif için uğradık. Genellikle lokallerin bulunduğu bu mekan tüm yorgunluğumuza ilaç gibi geldi.

Rezervasyonumuzun saati yaklaştığında depoladığımız enerjiyle yine yürüyelim dedik, ama Google maps’in aziziliğine uğrayarak tamamen ters istikamette ilerdiğimizin farkına varmamız biraz geç oldu. Hemen bir taksiye atladık, ve doğruca Bay van Noten’in akşam yemeği için tavsiye ettiği Dom sur Mer adlı deniz mahsülleri sunan rastoranın önünde indik. Eğer siz de gittiğiniz şehirlerde lokallerin tercih ettiği yerleri görmeyi seviyorsanız burası biçilmiş kaftan. Şehrin merkezinden uzak, yerleşim bölgesinde bulunan bu bembeyaz minimal mekana sadece duvardaki akvaryum renk katıyor. Masalar, bar hep dolu; 10 gün önceden online rezervasyon yaparken ancak belli bir saat aralığında yer bulabildik, küçük ve popular bir mekan. Sizin de aklınızda olsun. Yemekler çok lezzetli, deniz mahsulleri çok taze, çikolata soslu waffle çok çekici. Biz gittiğimizde kapalıydı ama hemen yanında bulunan aynı gruba ait Domestic adlı fırın da gün içinde uğramak için ideal görünüyordu, ama biz yetişemedik.

 

Son treni yakalamak için günübirlik planladığımız gezimizin sonuna mecburen geldik. Ama aklımızda göremediğimiz birkaç yer daha kaldı:

  • Hungry Henrietta: Dries van Noten’ın da öğle yemekleri için tercih ettiği restoran.
  • İsmini iki ünlü matbaacıdan alan Platin-Moretus Müzesi, dünyanın en eski kitaplarına ev sahipliği yapıyormuş. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alan müze yine van Noten favori mekanlarından…
  • Cogels Osylei sokağı gidemediğimize en çok üzüldüğüm sokak. Sanırım ünlü tasarımcı da benim gibi Art Nouveau hayranı, çünkü bu sokak içinde bu mimari tarzda yapılmış binalarla bezenmiş. Bu sokak, Zurenborg semtinde yer alıyor. Maps’e yazarken aman dikkat sonunuz bizim gibi olmasın…
  • Bay van Noten’in, sanırım modernliğinden dolayı yıldızının barışmamış olduğu, ve mutlaka görün listesine giremeyen Zaha Hadid tasarımı yeni liman binası da gelmişken görülmesi gereken bir yapı.

Neyse, zaten herkese bir bahane lazım değil mi? Bizim Antwerp’e bir kere daha gitmek için bahanelerimiz göremediğimiz yerler, alamadığımız antikalar ve şehrin doyamadığımız huzurlu atmosferi… Bakalım sizin bahaneleriniz neler olacak?

 

 

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up