ASYA GEZ-GÖR

Uzaklar: Bir Zamanların Khmer İmparatorluğu ve Merak Uyandıran Kamboçya

Kamboçya, gördüğüm ülkeler içinde en çok etkilendiğim…Geçmişte çok büyük acılar yaşamış olmalarına rağmen, her zaman gülümsemeyi başarabilmiş Khmer halkının ülkesi Kamboçya!

Mekong Nehri’nden teknelerle gidilen, Kamboçyalılar için hayat kaynağı Tonle Sap Gölü üzerindeki derme çatma evlerde yaşanan yoksulluk,

Kızıl Khmerler rejimi sırasında Kamboçya soykırımının yaşandığı Gizli İşkence Hapishanesi,

Milyonlarca insanın ölümünden sorumlu olan, Kızıl Khemerler Gerilla Teşkilatının kurucusu Pol Pot ve Kamboçya halkına yaşattıklarını gözlemlemek,

Phnom Penh şehrindeki Toul Sleng Soykırım Müzesi,

Uzun yıllar balta girmemiş yağmur ormanları ve bu ormanların içinde kalmış, 200 kilometre karelik bir alana kurulu, dünyanın en büyük tapınaklar zincirinin yer aldığı Siem Reap, çok ilgi duyduğum ve her zaman görmeyi arzu ettiğim yerlerdi.

Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh şehrindeki Kraliyet Sarayı, Ulusal Müze, Gümüş Pagoda, Phnom Tapınağı, Tuol Sleng Museum ve Kominist dönemden kalma Rus Pazarı mutlaka görülmesi gereken yerler arasında.

Çok görkemli bir yapıya sahip kraliyet sarayında, dans gösterileri binası ve konuk evi bulunuyor. Bahçesinde ise bir tören binası mevcut ve kralın evi de hala burada. Bu kompleks içinde aynı zamanda anıt mezarları ve Gümüş Pagoda’yı da görebilirsiniz.

Gümüş Pagoda‘nın yer döşemeleri 5000 gümüş levha ile kaplı ve bu yapı 2086 elmas kullanılarak yapılmış.

Mimarisi çok güzel olan Ulusal Müze’de Kamboçya tarihine ait çok sayıda heykel ve Khmer eserleri yer alıyor.

Tuol Sleng Museum eskiden bir lise binası iken, 1975 yılında ana sorgu ve işkence merkezi haline gelmiş. Gezerken tüyleriniz diken diken oluyor!

Antik What Phnom Tapınağı şehrin tek yüksek tepesi olan ve yine tüm şehri izleyebileceğiniz yerde konumlanmış.

Tropikal iklime sahip Kamboçya için ideal zaman Kasım-Şubat ayları arasında. Biz Ocak ayında gitmiştik, hava sıcaktı ama bunaltmıyordu, bu yüzden bu dönemde gitmenizi öneririm. Nisan en sıcak ay ve Mayıs’tan Kasım’a kadar ise Muson yağmurları görüldüğünden pek doğru bir zaman değil.

Bir çok turist bu ülkeye Angkor Wat’ı görmek için geliyor. Zaten başkent Phnom Penh’de çok fazla gece hayatı, lüks alışveriş merkezleri, canlı sokaklar yok. Yerli ve yabancıların bir arada olduğu bazı gece kulüplerinin olduğunu ve bu kulüplerde içki fiyatlarının yüksek olduğunu duymuştuk ancak biz gitmedik. Hava karardığında otelimize dönerken ıssız yollardan geçtiğimizde taksinin içinde olmamıza rağmen biraz korktuğumuzu hatırlıyorum. Kamboçya’nın, Birleşmiş Milletler’in en az gelişmiş ülkeler kategorisinde olduğu düşünüldüğünde, bu çok garipsenecek bir durum değil. Bunun yanı sıra son derece dingin ve huzur verici bir ülke.

Turistik yerlere ulaşım oldukça kolay diyebilirim. Taksi fiyatları yüksek değil ve taksiler dışında her otelden kiralanabilecek bisikletler var. Ayrıca tuk tuk’lar ve motosiklet taksiler de en çok tercih edilen ulaşım araçları arasında yer alıyor.

Hani derler ya,” Gezip görmek, keşfetmek, insanın yaşadığına dair mutlu olma nedenlerinden birisidir.” Seam Reap’te 1200 yıl önce inşa edilmiş Angkor Wat Tapınağı’nın büyüleciliği karşısında bu mutluluğu doyasıya yaşadım.

Bu tapınaklar zincirinde; Kravan, Srah Srang, Banteay, Kdei, Ta Som, Neak Bean ve Preak Khan görülmesi gereken yerler arasında.  Ayrıca Cüzzamlı Kral Leper ve Fil Terasları ve Kraliyet Bölgesi diğer önemli yerler.

Tüm bu yerleri gezmek oldukça zaman alıyor. O nedenle zamanı o kadar iyi ayarlamalısınız ki, bir süre yol aldıktan sonra basamaklarından çıkması kolay; ancak inmesi bir hayli zor olan Phnom Ba Kheng tepesinden güneşin batışını izlemek zevkinde mahrum kalmayın.

Angkor Wat’taki Apsara Dansçılarından söz etmeliyim:

Apsara Dansı, 1000 yıldan fazladır yaşayan geleneksel Kamboçya dansına verilen isim. Angkor Tapınağı’nda doğan Apsaralar; Khmer kadınının güzelliğini ve zekasını temsil ediyor ve bu dans tanrıçaları Khmer kültürüyle birleştiriliyor. Tapınaklarda Apsara Dans Tanrıçaları’nı betimleyen yaklaşık 2000 figür bulunuyor. Angkor Wat tapınaklarında gezerken Apsara dansçılarının gösterisine rastlamak mümkün.

Yemeklere gelecek olursak sokaklarda sık sık yemek tezgahları görebilirsiniz. Envaiçeşit deniz ürünü, tavuk, et, sebze yemekleri, noodle çorbası gibi  yiyecekler bulabilirsiniz. Tatları alışık olduğumuz lezzetten farklı da olsa aç kalmazsınız. Genellikle yemeklerin yanında farklı soslar getiriyorlar. Bunların dışında böcekler de burada oldukça yaygın. Bunlar bizim alışık olduğumuz deniz böceklerinden değil! Ayrıca bol bol tropikal meyve yiyebilirsiniz. Özellikle ejderha meyvesi (dragon fruit) denen meyve farklı görüntüsüyle dikkat çekiyor.

Bütün bunların dışında beni çok derinden etkileyenler ise:

Kamboçya halkı için hayat kaynağı olan Tonle Sap Gölü’ne giderken, Mekong nehrinden bindiğimiz teknede, ev bütçesine katkıda bulunmak için bize eşlik eden 12-13 yaşlarında ki Kamboçyalı güzel çocuk..

Tekneye yaklaşarak dilenen çocuk ya da yetişkin, bir şeyler satmaya çalışan ya da dilenen insanların duyduğu utanç nedeniyle gözlerinde gördüğüm ifade..

Tonle Sap gölünün üzerindeki yüzer evlerde verilen yaşam mücadelesi, gördüğüm korkunç yoksulluk.

Yine bir şeyler satabilmek için tekneye yaklaşan, çektikleri acı yüzlerine yansımış beni derinden üzen ve ağlatan çok yoksul insanlar..  Yaşadıkları bunca acı ve kedere rağmen, özgürlükleri için direnen, Kamboçya’yı yoktan var eden güzel insanlar.

Umarım çok az da olsa yazmaya çalıştıklarımla, gözünüzün önüne güzel bir ülkeyi getirebilmeyi başarabilmişimdir.

 

Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up