İLHAM VEREN HİKAYELER ÖNE ÇIKANLAR YURTDIŞI GÜNLÜKLERİ & GEZGİNLER

Yurt Dışı Günlükleri: Strazburg’da Yaşamak

Yurt dışında yaşamak serisinde bu sefer Strazburg’dayız. Sevgili İnci’yle Fransa’ya gidişini ve oradaki yaşamı konuştuk.

Merhaba İnci, öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?

Merhaba Ezgi, Saint Benoit Fransız Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Fransızca Mütercim Tercümanlık alanından mezun oldum. Şu anda eğitim ve çeviri alanlarında çalışıyorum.

Fransa’ya gidişin nasıl oldu, ne kadar zamandır oradasın?

Üniversiteyi bitirdikten sonra iki sene Lojistik alanında çalıştım. 2010 yılında Fransa’da Yüksek Lisans yapmaya karar verdim. Kısa bir bekleyiş sonunda Eylül ayında Lyon Üniversitesi’nin Fransız Edebiyatı bölümüne kayıt yaptırdım. Lyon öğrenciler için çok ideal, dinamik ve aynı zamanda güvenli bir şehir. Burada üniversiteye yakın bir stüdyo kiraladım ve yüksek lisans bittikten sonra, 2012 yılında Strazburg’a taşındım. Hala bu şehirde yaşamaya devam ediyorum.

Okuldan sonra orada kalmaya nasıl karar verdin?

Yüksek Lisans sonrasında Doktora için aynı üniversitede kalmamla başladı her şey. Çalışma hayatı ile buradaki bağlarım gittikçe arttı.

Peki okul bittikten sonra oturma ve çalışma izinlerini nasıl aldın?

Öğrenci iken haftalık çalışma süresi olan 35 saat yerine, 21 saatlik bir oturum izni düzenleniyor. Ben de işimin doğası gereği hiçbir zaman bu saati geçmem gerekmediğinden aynı statü ile devam ettim. Çeviri ve diğer aktiviteleri faturalandırabilmek adına tek kişilik bir şirket kurdum. Bu sistem Fransa’da ‘’auto-entreprise’’ olarak adlandırılıyor.

Biraz yaşadığın yerden ve genel olarak bir günün nasıl geçiyor bahseder misin? En sevdiğin tarafları neler?

Strazburg masallardan fırlamış gibi bir mimariye sahip, Alsace bölgesinde bulunuyor ve çevresinde minik minik birbirinden sevimli kasabaları barındırıyor. Aynı zamanda Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve birçok öğrenciye ev sahipliği yapıyor. Ne çok büyük ne de çok küçük bir şehir diyebiliriz. Her yere bisikletle veya tramvayla ulaşımın kolay olması, şehrin çoğu yerinde arabaların yasak olması gibi ayrıntılar gündelik yaşam kalitesini ciddi bir şekilde artırıyor.

Alsace bölgesine özgü bir dil ve kültür söz konusu. Tomi Ungerer gibi önemli bir sanatçının bu şehirden çıkması ve Almanya’ya olan yakınlığı da bu şehri sevmemin sebeplerinden birkaç tanesi. Günlerim genel olarak iş ve okul yoğunluğu ile geçiyor. Vakit buldukça arkadaşlarımla buluşuyorum. Bazen de şehirde amaçsızca dolaşıp, normalde yolumun düşmediği yerlerde fotoğraf çekip, küçük çizimler yapıyorum. Ama kış aylarında dışarı çıkabilecek motivasyonu bulmak zorlayıcı olabiliyor.

Peki en çok neyin eksikliğini hissediyorsun, en sevmediğin tarafları neler?

En sevmediğim şey ailem ve arkadaşlarımdan uzakta olmak aslında. İstanbul’dan sonra bu şehrin sundukları bazen çok yetersiz geliyor. Her yerin erkenden kapanması, kışların uzun, soğuk, gri ve kasvetli olması, denizin eksikliği alışmak istemediğim şeyler arasında.

Fransa’nın sosyal şartları hakkında neler söyleyebilirsin? Eğitim, sağlık vs.?

Sosyal şartlar açısından Fransa bence iyi bir sisteme sahip. Eğitim, sağlık veya hukuk alanında insanlar devlet kurumlarının sağladığı hizmete güveniyorlar. Ama bürokratik açıdan bazen basit işlemler çok uzun zaman alabiliyor. Dünyanın çoğu yerindeki gibi, burada da politikacıların edinilmiş hakları hızla azaltmaya doğru giden yasa tasarıları Fransızlar tarafından protesto ile karşılanıyor.

İleride Türkiye’ye geri dönmeyi düşünüyor musun?

İleride Türkiye’ye dönmek ve hayatıma orada devam etmek, aileme ve birlikte büyüdüğüm dostlarıma yakın olmak ve kendi dilime yabancılaşmamak benim için çok önemli.

Son olarak artık Strasbourg’un yerlisi olarak, orayı ziyaret edecekler için birkaç mekan önerir misin?

Burası öyle küçük bir şehir ki, iki günde çoğu turistik yeri gezebilirsiniz. Petite France’ta dönen köprüyü görmeyi, yaşlı ağacın eteğindeki Au petit bois vert’de tarte flambée yemeyi, Katedral’in içerisindeki astronomik saatin animasyonuna denk gelmeyi ve sonrasında terasına çıkıp şehrin çatılarını ve sokaklarını kuş bakışı olarak izlemeyi unutmayın. Buradan çıkınca Christian isimli tarihi pastanede bir mola verebilir, nehir kenarında yürüyüp Gallia’daki Atlantico’nun nehre bakan kısmında oturup kuğuları izleyebilirsiniz. Hava güzel ise bisiklet kiralayıp gezmek keyifli olabilir. Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve İnsan Hakları Mahkemesi’nin bulunduğu yere uğrayıp, buradan şehrin bütün leyleklerinin toplandığı, şehrin en büyük parkı olan Orangerie Parkı’na gidebilirsiniz.

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: YURT DIŞI GÜNLÜKLERİ: MADRİD’TE YAŞAMAK


Bunları da sevebilirsiniz

Scroll Up